4 OCAK 2018:
Sabah
saat 8.49’da United Airlines ile bol türbülans dolu Cancun’da
noktalanacak olan yolculuğumuz başladı. Bu türbülanslar hafif bizi gerse de
sıcak Meksika topraklarına inip önceden ayarladığımız servisimizi arayışına
giriştik. İlk günümüz hafif kapalı ve yağmur atıştırması ile başladı. Fakat
sonradan anladığımız üzere Ocak döneminde Meksika’nın iklimi böyle değişken,
bir anda bulutlar toplanıp insanı yağmur tehdidine maruz bırakabildiği gibi bir
anda güneş de pırıl pırıl açabiliyor. Havalimanı çıkışı Peru’dan da aşina
olduğumuz üzere çığırtkan servis görevlileri, taksi şoförleri turistleri
yakalamaya çalışıyor, onlara aldırış etmeyerek kendi servisimize
ulaşabiliyoruz.
Ve
burada şehir merkezi dışında tüm otellerin bulunduğu bizim otelimizin de
bulunduğu Hotel Zone’a doğru
ilerliyoruz. İlginç bir tesadüftür ki otelimiz Flamingo otel Las
Vegas otelimiz ile aynı isimli ki Cancun akşamı da Las Vegas’a benziyor ismini
doğrularcasına. Otelimiz Meksika için ortalama standartlarda bir otel aslında.
Hotel Zone daha lüks otellerin bulunduğu bir bölge olarak da biliniyor biraz da
şans eseri bu oteli buluyoruz.
Burada
çoğu otel 15.00 olarak belirledikleri check-in saatine fazla sıkı bağlı, bizi
15.00’e kadar bekletiyorlar, sonrasında ilk olarak açlığımızı yatıştırmak için
tavsiye de olunan La Destileria restoranına
gidiyoruz, ben ilk tacomu balıklı olarak tercih ediyorum, Ali mısır kokusunun
fazla ağır bastığı gerekçesiyle çok tacocu değil, ilk Meksika margaritalarımızı
da burada denize nazır içebiliyoruz. Güzel, deniz manzaralı ve nezih bir
restoranla açılışı yapmış bulunuyoruz. Malum Meksika deyince mutfağı,
yemesinden içkisine, sunumundan renkli restoranlarına yabana atılır gibi değil.

O nedenle ilk günümüzün akşamüstünü sahilde yürüyüş yaparak geçiriyor, sonra da Hotel Zone bölgesine yani merkeze gidiyor ve meşhur gece kulübü olana Coco Bongo’yu da yakından görüyoruz, Coco Bongo kabare tadında F. Mercury, Madonna nın kostümlü hallerinin showlarının da yapıldığı bir eğlence merkezi. Kapısında tüm cafcaflı kostümü ile Madonna, Joker bizi içeri davet ediyor ama biz dolarlarımızı gezimizin ilk gününde burada harcamak yanlısı değiliz. Onun dışında birçok başka gece kulübü, eğlence merkezi bize Las Vegas’I hatırlatıyor, tıpkı otelimizin isminde de olduğu gibi.
Ayrıca devasa gitar imgesi ile Hard Rock café'de aynı bölgede, aynı zamanda Hotel Zone’da Hard Rock cafenin bir de oteli mevcut, hatta bunu önceden biliyor olsaydım burada kalmayı tercih ederdik diyerek biraz da hayıflanıyorum. Akşamı bu şekilde en son Haagen Dahz dondurmacısından dondurma yiyerek tamamlıyoruz. (bir bakıma Amerika’daki dondurma kültürü peşimizden gelmeye devam ediyor aslında.)
5 OCAK 2018:
Bugün en temel geliş amaçlarımızdan olan Chichen Itza günü, önceden ayarladığımız tur(Xichen bu firma Meksika’da byük gezi turlarını düzenliyor) bizi otelimizden alacak. Servis aslinda bizi esas turun kalkacağı merkez alana götürüyor, burdan tamamen dolmuş aracımız ile yola çıkıyoruz, turda Kolombiya, Brezilya ve Amerika’dan birçok kişi var. İlk durağımız geleneksel Maya adetlerini halen yaşatmaya çalışan bir Maya köyü, yol boyunca rehberimiz bize Mayaca basit kelimeleri öğretmeye çabalıyor, aslında Maya kültürü, dili ölmüş değil, halen Mayalı insanlar bu köylerde yaşıyorlar. Bu tip bir Maya köyündeki hayata Köyde tanık oluyoruz. Sonra Mayaca isimlerin yazıldığı gümüş hediyeliklerin satıldığı yere geçiyoruz, burada gümüşün yanisira Maya takvimlerinden Meksika şapkalarına birçok hediyelik mevcut. Burdan sonra ana durak Chichen Itza, burası gerçekten dünyanın yeni 7 harikasından biri olmaya değecek güzeillikte bir yer ama gene de Maccu Picchu’yi düşününce Macchu Picchu’ nun ağır bastığını düşünüyoruz güzellik ve etkileyicilik anlamında.

Ana piramit olan El Castilo yeşilliklerin ortasında adeta bize gülümsüyor, önce rehber eşliğinde tüm arkeolojik alanı geziyoruz, en son Mayaların gözlemevi sayılan bölgede rehberli gezimiz sona eriyor, biz kendimiz foto çekmek üzere turlamaya başlıyoruz. Gerçekten Mayalar gizemini halen koruyan büyük bir medeniyetmiş, burada topraklar da aslında volkanik arazi ve çıkan değerli taşlardan ticaret de yapıyorlarmış. Ve tabi Mayaların diğer önemli yönü dini inanışları ve kurban anlayışları. Mayalarda kurban olmak kötü bir şey değil, çünkü ölümden sonra yaşama inanıyorlar ve seramoniler eşlinde kurban ediliyorlar, kalpleri rahipler tarafından Tanrı’ya adanıyor, insan kanını kutsal su sayıyorlar. Yerin altında 9, üstünde 13 kat olduğuna inanıyorlar. Örneğin 8-13 Ağustos tarihleri arasında doğanlar Tanrı tarafından Seçilmiş sayılıyor ve doğal olarak kurban ediliyorlar. Sadece kural koyucular ve din adamları kurban edilmiyor. Aynı zamanda Mayalar astronomiye de çok meraklılar, biri Ay, biri Güneş olmak üzere iki takvimleri mevcut ve El Castilo’ ya her ekinoks tarihlerinde güneş belli bir açı yaparak düşüyor. Gelişmiş bir aritmetik sistemleri ve hiyeroglifleri var. Aynı zamanda Mayalar da Çinliler gibi kağıdı ilk kullanan topluluklardan birisi, hatta rehberimiz Mayaların kullandığı bir örnek kağıdı tur esnasında sırasıyla aramızda gezdiriyor. Aynı zamanda burada çıkan volkan i k taşlardan birisi olan oksidian da halen çok yaygın olarak çıkarılıyor ve turistik süs eşyası olarak da satılıyor.
Ball game court ise diğer önemli bir alan Chichen Itza’da, Chichen Itza içinde yer alan ball game alanı en büyük olanıymış, bu oyun aslında günümüzdeki basketbolun temeli sayılabilir, basketbol gibi iki pota mevcut ama tek farkla potalar yere parallel değil dikine yer alıyor, basketbola göre yüksekliği de çok fazla potaların ve oyunda basket topundan çok daha ağır topları el ve ayak kullanmaksızın sadece kalça, diz ve omuzları kullanarak potadan geçirmeye çalışıyorlar ve yenilen takımdan kurbanlar veriliyor. Ayrıca bu alanın ses akustiği de çok farklı, o dönem teknoloji yeteri olmadığı için ses iletimini bu akustik sayesinde yapmışlar ve sahanın bir ucundan bağırdığınızda kısa sürede ses size yansıyarak diğer uçtan geri dönüyor.
Diğer bir önemli olan ölü kesik başların işlendiği dizi dizi taşların yer aldığı alan, burda Maya devleti biraz da halka göz dağı vermek istiyormuş, ola ki kurallara uymazsanız sizin de sonunuz böyle olabilir tadında. Birçok anıtın, tarihi kalıntının köşelerinde jaguar ve yılan başları var, bunlar kutsal hayvanlar.
Meşhur Chac-mool heykelini de görüyoruz, bu heykel yere yatmış biçimden elinde bir kase tutuyor karnına doğru, kurbanların kalpleri bu kasenin içine konurmuş. Mayalar hakkında öğrenilecek, okunacak çok fazla şey var gerçekten de. Foto çekmeye devam ediyoruz, ama turist fazlalılığı sebebiyle güzel foto yakalamak da bizi zorluyor, ki süremiz de tur sebebiyle kısıtlı.
Gene de elimizden geldiğince bir şeyler yakalıyor en son Thousand Columns ismiyle bilinen çok sayıda sütunun bulunduğu alanı da fotolayarak diğer durağımız olan buradaki meşhur cenotelerden birisi olan İk-Kil’i görmeye gidiyoruz.
Önce açık büfe yemeğimizi yedikten sonra Ali mayosunu giyiyor ve cenote’ye iniyoruz, burasının gerçekten farklı bi havası var, yerin altında oluşan şu hücreleri gibi adeta ve yukarıdan sarkan bitki sarmaşıkları ile çok da egzotik bir hava ortaya çıkmış. Burada yüzen sayısı da çok fazla, fakat Ali’nin dediğine göre yüzmek de oldukça zormuş su tuzlu olmadığı için. Cenoteler 50 metre kadar derin. O nedenle çok iyi yüzme bilmeden girmemek gerekiyor, gerçi bunun için can yelekleri de dağıtılıyor. Bu yüzme molasının ardından dönüş yolunda otobüsten panoramik manzaralar yakalamak üzere eski bir Maya şehri olan Valladolid’in içinden geçiyoruz, renkli evleri olan şirin bir yere benziyor burası.
Dönüşümüz 2 buçuk saat sürüyor, yorgun argın, biraz da aç otelimize dönüyoruz. Ve hemen otelimiz yakınındaki takocu da bu sefer ben encillada, Ali buritoyu mideye indiriyoruz ki ucuz fiyatına rağmen gene bir lezzet fırtınası yaşıyoruz. Bu sefer ise gene Meksika’nın meşhur içeceklerinden olan Pino Colada içiyoruz ve günün sonundayız.







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder