5 Ağustos 2018 STANFORD-MONTEREY:
Bugün bu güzel şehirdeki son günümüz, airbnb’den oldukça memnun kaldığımız evden de ayrılıyoruz. Sonradan ev sahibiyle yazışıyoruz, iki taraf da birbirinden gayet memnun ayrılıyor JBugün Silicon Valley tarafındayız. Burada Google’dan Oracle’a Facebook’a meşhur diğer teknoloji bilişim firmalarının merkezlerini ziyaret etmek munkun. Biz yolumuzun üzerinde olduğu için Facebook’u tercih ediyoruz. Çevrede aynı zamanda burada çalışanların konakladıkları çok nezih ve güzel evlerin bulunduğu sokaklardan geçiyoruz. Aslında Facebook ve buna benzer şirketlerin gezmesi ancak içeriden bir tanıdık bulmakla daha anlamlı hale geliyor ki bizde de ne yazık ki o yakınlıkta birisi yok J
![]() |
| Rodin Sculpture Garden |
![]() |
| Stanford Cactus Garden |
![]() |
| Stanford Memorial Church |
İkinci durağımız Stanford Üniversitesi. Gerçekten oldukça güzel, adeta yüzyıllar öncesinden gelen bir misafir gibi tarihi bir kampüsü var, kampüse herkes rahatlıkla girebiliyor. Önce Rodin’in eserlerinin sergilendiği açık hava müzesinde takılıyor, sonra etrafı dolanıp tesadüf eseri karşımıza çıkan Kaktüs parkını geziyoruz. Gerçekten büyüğünden küçüğüne, çiçek açanından tombalağına çeşit çeşit kaktüsleri görmüş oluyoruz. Ve gerçekten dış süslemesinde ilginç mimarisi ile oldukça zarif olan Memorial Church de Stanford’da görülmesi gereken en temel mekanlardan. İçi de oldukça görkemli, Silicon vadisinde bir bilişim firmasında çalışan üniversite yıllarından bir arkadaşım bizi burada yakalıyor, onunla da kampüs içinde oturup kahve içip sohbet etme fırsatımız oluyor. Kendisinden gezimizin kalan kısmı için tavsiyeler de alıyoruz. Ve SF’yi terk ederek West coast’tan aşağı doğru ilerlemeye başlıyoruz.
![]() |
| Pacific Grove |
![]() |
| Monterey |
6 Ağustos 2018 BIG SUR-CARMEL-SAN SİMEON:
![]() |
| Spanish Bay-17 Mile Drive |
Bugün meşhur Big Sur yolunu yapmaya başlıyoruz,burası dünyanın en uzun kıyı şeridi yolu olma özelliğine sahip. Önce 17 Mile Drive’i tamamlayacağız ama şansımız çok yaver gitmiyor çünkü oldukça sisli birgün. 17 Mile içindeki ilk durağımız olan Spanish Bay’de esasen denize nazır çok güzel bir golf alanı manzarası olması beklenirken denizden yana sisten başka bir şey göremiyoruz. Gene de belirlediğimiz pointlere şöyle bir göz gezdiriyoruz. Şanslıyız ki en top pointlerden olan Lone Cypress’da sis biraz dağılıyor.
![]() |
| Lone Cypress-17 Mile Drive |
![]() |
| Pebble Beach-17 Mile Drive |
![]() |
| Carmel |
Ve gerçekten tablo gibi manzara bizi bekliyor, burda selvi ağaçları özellikli imiş, dünyanın başka yerinde çok da yetişmesi mümkün olmayan üstü hafif bastırılmış gibi görünen selviler. 17 Mile yol boyunca müthiş bakımlı yeşillik alanlarda yetişen bitkiler ve çiçeklerin olduğu bu bölgenin denizle dansı gerçekten güzel manzaraları ortaya çıkarıyor. Zaten bu kıyı üzerinde yer alan otel ve konaklama alanlarında ultra zenginlerin kaldığı hissediliyor. Burayı tamamladıktan sonra hemen yanımızda Carmel’i hemen görüyoruz.
Aslında Monterey ve Carmel arasında sadece 17 Mile Drive var yoksa yan yana komşu olan iki ayrı şehir. Lakin Carmel çok daha lüks ve daha çok elitlerin seyfiye evlerinin olduğu bir muhit. Carmel’de aracı bir yere park ederek birkaç sokağında yürüyoruz oldukça nezih gözüküyor butik restoranlar olsun, oteller olsun. Burada Clint Eastwood zamanında belediye başkanlığı yapmış, hatta gittiğimiz cafede de onun resmini görüyoruz bu sebeple.
![]() |
| Point Lobos |
![]() |
| Point Lobos |
![]() |
| Sixby Bridge |
Carmel sahilini de uzaktan görüyoruz o da gerçekten ışıl ışıl parlıyor, yeni point ımız Point Lobos, burası da gene kıyıdan içeri doğru arabayla girilen bir kıyı şeridi, kayalık alanda uzanan denizde oldukça hoş manzaralar görebildik, bir yandan da kayaların arasına gizlenen yengeçler ve ufak deniz hayvanlarını görme şansımız oluyor. Sonrasında devam ettiğimiz Big Sur yolu boyunca sis yüzünü bir gösteriyor, bir kayboluyor. 1930lu yıllarda yapılan Rocky Creek ve Bixby Bridge’lerden sis sebebiyle Rocky Creek’i eş geçerken Bixby Bridge’de az çok bir manzara yakalayabiliyoruz.
![]() |
| Nepenthe Restoran |
Derin bir uçurum üzerinde geçişi sağlayan bu köprünün manzarası okyanusa nazır gerçekten de etkileyici. Ve gene tesadüf eseri yolumuza çıkan bulutların arasından görünen bir okyanus manzarası da yeniden arabayı durdurmamıza sebep oluyor ama görülmeye değer manzaralar bunların hepsi adeta bir rüyanın içinden geçiyormuşuz hissi yaratıyor. Öğle yemeğimizi bu bölgeye önceden gelmiş arkadaşlarımızın tavsiyesine uyarak okyanusa nazır Nepenthe restoranda yiyoruz. Oldukça kalabalık ve tercih edilen bir yer burası, ister manzaraya doğru bakan tekli koltuklarda, ister masalarda oturabilme şansı var. Gerçekten yemeği okyanusa nazır yemek de ayrı bir ayrıcalık oluyor bizim için.
![]() |
| Mcway Waterfall |
Yol üstünde giderken zamandan tasarruf etmek için Pfeiffer beach’ı atlamak zorunda kalıyoruz, aslında okyanusun ortasındaki kocaman kayanın ortasındaki delikten güneşin batısını izlemek veya mor kumları görmek farklı bir deneyim olabilirdi. Ama bunun yerine July Pfeiffer Park içindeki Mcway Waterfall’u görüyoruz ki “okyanusa dökülen şelale” olarak burası da hiç fena değil turkuaz renklerini bize sergilerken Pasifik.
![]() |
| San Simeon |
Yol boyu sağ yanımız okyanusa dair müthiş keyifli bir yolculuğu sağlıyor ve San Simeon yolundayız. Burası da gene deniz filleri ile meşhur, kıyıya serilmiş biçimde sürü halinde bir gruba denk geliyoruz. Ve ne yazık ki hoş anılarla ayrılamayacağımız San Simeon otelindeyiz. Bu otelde hemen yanındaki restoranda akşam ilk defa clam çowder çorbasını deniyorum ama ortalama bir lezzetten öteye geçemiyor. Otelde yemeğimizi yerken birileri arabamıza çarpıp kaçıyor. Geceyi önce kiralama firmasını arayarak ve polisle iletişime geçmeye çalışarak geçiriyoruz.
7 Ağustos 2018 LOS ANGELES:
Aslında bugün tam olarak gezimizden birgün sayılmayabilir, çünkü bütünüyle araç kazası’ sigorta şirketi ile iletişime geçmeye çalışmakla geçiyor. Her şey normal gitseydi planladığımız Big Sür yolundam devam ederek Morro Rock, şirin bir Danimarka kasabası olduğu söylenen Solvang ve meşhur adliyesini görmek istediğim Santa Barbara olacak idi. Bunun yerine biz önce polis istasyonunda kaza raporu hazırlatıp ordan araba kiraladığımız firmanın en yakın şubesinden ne yapmamız gerektiğini öğrenmek istiyoruz, ne yazık ki şubeler teslim edeceğimiz şubeyle işlem yapmamızı söylerek çok da bu işe bulaşmak istemiyorlar. Hatta birisi sözleşme metnimize bakarak sigorta yaptırmadığımızı söylüyor ki bu başımızdan kaynar suların boşaldığı an ölüyor. Sonradan online bir sigortanın yapıldığını hatırlıyoruz, bu sigortanın yapıldığı firma ile iletişime geçmenin yollarını arıyoruz. Los Angeles yolunda bunları planlıyoruz, online olarak sigorta şirketiyle iletişimi sağlıyoruz. Araç kiralama firmasının Los Angeles’teki şubelerinden birine gidiyor, aracı teslim edip yeni araç alıyoruz. Bu tatsızlık başta hepimizin keyfini kaçırmıyor değil. Gene de sağlımızın yerinde olması ve daha büyük bir kaza olmadığına şükrederek günü kapatıyoruz.
8 Ağustos 2018 LOS ANGELES:
![]() |
| Malibu |
Sabah gene sigorta şirketine elimizdeki belgeleri sunmak için çıktı alma ve mail atma işleri ile uğraşıyoruz. Öğleden sonra gezimize kaldığımız yerden devam etmek üzere önce Los Angeles kıyılarına yöneliyoruz ve Malibu diyoruz.
![]() |
| Malibu |
Burada çok sayıda sahil var tabi, biz fishing pier’de duruyor, etrafı geziyoruz, aslında tam da denize girilecek bir hava var J Devamında Santa Monica’dayız, burada da park sorunu ile karşı karşıyayız, biraz şehrin iç taraflarına yönelip aracı içeride park ediyoruz. Kıyıya yürüyoruz, bu kıyı meşhur dönme dolap manzarası ile biliniyor ve de Route 66 yolunun da son noktası.

![]() |
| Santa Monica |
Pier oldukça kalabalık Trump taklidi yapanlardan dondurma satıcılarına, küçük şirk gösterilerine kadar oldukça eğlenceli. Burayı geride bırakıp aslında Venice Beach’e de geçmek istiyoruz ama gene bir zaman kısıtı olduğundan Rodeo Drive ve Beverly Hills’e yöneliyoruz. Zengin Beverly Hills evlerini gördükten sonra Rodeo Dr’a geçiyoruz. Ne yazık ki Rodeo Dr. İ adamakıllı gezme fırsatımız olamıyor, sağlıklı bir yemek yemek adına Real Daily Life isimli restorana gidiyoruz, burada sağlıklı vegan aperatifler hakim, biz de hem lavaş ekmeği olan hem lor peynirine sarılmış kırmızı pancar yaprakları ile kinoalı yaprak sarması olan Akdeniz kaşesinden yiyoruz. Bu orijinal restoran ardından Hollywood bulvarındayız, meşhur mu meşhur ama bir o kadar da paçozlaşmış. Dendiğine göre Oscar törenlerinde sokak eli yüzü düzgün hale geliyormuş, onun dışında gerçekten Manhattan’ın arka sokakları havası var.

Gene de meşhur Walk of Fame yolunda ilerlemek adına ve Grauman’s Chinese tiyatrosunda ünlülerin el ve ayak baskılarını görmek için aracı park ediyoruz. Yolda Celien Dion’dan Martin Scorsese’ Michelle Pfeiifer’dan Walt Disney’e birçok ünlünün yıldızlarını görüyoruz, zaten öyle bir caddeki çok içaçıcı da olmadığı için genelde önünde hangi ünlünün yıldızını yakalayacağım düşüncesiyle başı öne eğik ilerliyor insanlar J Chinese theatreda da benzer şekilde ünlülerin el ayakları ile kendi el-ayak karşılaştırmasını yapıyorlar. Yolda Dolby Theatre’i da atlamıyoruz. Tam bu noktada köşe başında Paris Montmart havasını soluturcasına 5 dk’da oto portre yapan bir sokak ressamı karşımıza çıkıyor, Paris gezimde Montmart’ta yaptırmamıştım portremi ve biraz da içimde kalmıştı, o nedenle burada yaptırıyorum. Ressam Sudanlı bir Müslüman çıkıyor, Türkiye hakkında da bilgi sahibi, sohbet ederek portremi 5 dk da teslim ediyor, koca ağızlı ve fazla uzun yüzlü bir görüntüm olsa da sonuçta karikatürize bir portre kendisi J Ve günün yorgunluğunu atmak adına Grerardeli’den bu sefer daha makul boyutlarda dondurmalarımızı yiyerek günü tamamlıyoruz.
9 Ağustos 2018 LOS ANGELES:
Bugün Ali ve ben için Universal günü J Önce Harry Potter diyoruz ve gerçekten önce uzun büyülü bor koridorla başlayan sonradan bizi sağa sola yukarı atan bir ride da biten macera oldukça zevkli ve büyüleyici. Yol boyunca duvarlarda konuşan, hareket eden görseller var ya da büyülü kale içinde görkemli masa sandalyeler, konuşan şapka vs gibi mistik görseller görüyoruz. Harry Potter ridelarının olduğu kısım ayrı bir Harry Potter sokağı gibi, iksir yapan dükkanlar, hafif karlı küçük üçgen damlı evler var. Filmin içindeyiz adeta.
İkinci tercihimiz Universal Stüdyoları turu, burada pek çok meşhur Amerikan film ve dizisinin gerçek setlerinden araçla görme şansımız oluyor, rehber o esnada hangi film/dizinin setlerinin olduğumuzu anlatıyor. Back to the Future, Fast and Furious, Taş Devrinde kullanılan araçların olduğu Hollywood araçları kısmını görüyoruz, devamında Jurassic Park, Jaws, Desperate Housewife evleri (kimisi sadece karton, kimisi gerçekten ev), Spilberg’in Dünyalar Savaşında yıkılan evlerinin, düşen uçaklarının olduğu set ve Hitchock’un Sapık’inin meşhur Bates motelinden çıkan elinde bıçağı ile bize doğru yaklaşan sapık en çarpıcı olanları. Bunun dışında bazen kapalı setlere dalıyoruz ve örneğin Fast and Furious’de metro içinde kazanın içindeyiz hissini başarıyla veriyorlar ve etrafı su basarken ortamdan hemen kaçıyoruz hissi veren ufak gösteriler de yapıyorlar, bunlar oldukça eğlenceli.
Çıkışta Simpsonlar’ın öldüğü alana geçip önce dış mekanda foto çekiyoruz, sonra ride’a geçiyoruz, bu da gene aslında sabit ama sağa sola öne arkaya hareket eden bir araç içinde geçiyor ama üçboyutlu sahne tabi gerçekten filmin içinde hissini veriyor. Burada Herman’ın meşhur donutları dev boyutlarda satılıyor ve de üstü bol şeker boyalı biçimde. İnsanlar deli gibi yiyorlar. Sırada Mummy var bu aslında gerçek bir roller coaster, Orlando’da bildiğimiz Everest hissi verir gibi olsa da o kadar gerçekçi ve görselliği yüksek olmadığı kanısına varıyoruz. Devamında son teknoloji ile dizayn edilen Transformers da aslında kendisi film olarak ilgimizi çekmezken ride’ına bindiğimizde bir anda kendimizi savaşın içinde savunma pozisyonunda hissettiriyor J Vee yılların eskitemediği bu yılı Eylül’ünde yenilenecek olan Jurassic Park, en fazla rağbet gören bu nedenle en çok kuyruğun olduğu yer. Orlando Walt Disney’deki bekleme sürelerimizi (özellikle Avatar için olan 3 saat gibi)düşününce burada genelde makul sürelerde bekliyoruz yârim saat-.45 dk gibi. Jurassic Park etkinliği aslında oldukça sulu J Suyun üzerinde bir botta ilerleyerek Jurassic Park dünyasına giriyoruz, her cinsten, büyüklükten dinozor bize selam veriyor hatta şu sıçratarak ufak şakalar yapıyorlar J
Vee en son oldukça dik alandan çıktıktan sonra karanlıktan son alana düşüşümüzde olan oluyor başımızdan aşağı sular bizi sırılsıklam ediyor J Buna rağmen oldukça eğlenceli Çıkışta yüksekten suya düşme ani aslında herkesin izlemesine de açık olduğunu fark ediyor biz de izliyoruz yüksekten kahkahalarla düşen ve sırılsıklam olan insanları J Animals Actors kısmında eğitimli Hollywood hayvanlarını görüyoruz, doları görüp alan sonra sahibine iade eden papağan, terbiyeli köpekler ve baykuşlar gibi. Bu kısım da oldukça eğlenceli. Günü Uber’e binip otele dönerek tamamlıyoruz. Uber sofuru oldukça çok konuşan hatta Los Angeles reklamı yapan seyahat sonunda Uber’de bizden 5 yıldız kapmak isteyen bir arkadaş, Meksikalı çıkıyor, bize Meksika’da gezilecek yerleri söylüyor. Günü böylece bitiyoruz.
10 Ağustos 2018 SAN DIEGO:
![]() |
| La Jolla Beach |
Los Angeles’da konaklasak da aslında bugün San Diego yolcusuyuz. LA ile arası sadece araçla 2 saat. Burada ilk La Jolla Beach’e gidiyoruz, aracı park edip bir kahvecide mola verip kıyıyı geziyoruz, kum-güneş-palmiye tatili mekanı burası, oldukça da dingin, LA karmaşası yok kesinlikle. Sahilden sonra asıl La Jolla Cove kısmına geçiyoruz burada aracı park edip kıyı boyunca yürüyoruz, La Jolla ile meşhur şu samurlarını ve deniz aslanlarını görüyoruz. Birbirlerinden fiziken ayırt etmek oldukça zor. Deniz aslanları sürekli bağıran, daha iri boyutta olan ve ses çıkaranlar iken, samurlar tersine daha minyon ve de sessiz sakin olanlarmış J Bu kıyıda gerçekten dokunacak kadar bu hayvancıklara yaklaşmak mümkün ancak biraz kötü koku yaydıkları da bir gerçekJ
La Jolla’yı tamamladıktan sonra Old Town tarafına geçelim diyoruz ve Presidio Park’tayiz, burda da zamanında akan San Diego nehri görülüyormuş, asıl Old Town tarafına geçince burayı çok seviyoruz, bir Meksika esintisi var her tarafta, dükkânlarda Meksika sembolü olan kurukafa kadın erken figürleri, silahlar, kovboy şapkaları var. ![]() |
| Kiss Statue |
11 Ağustos 2018:
Gezimizin son günü. Sabah erken saatte LA havalimanına gidip önce araç kiralama firmasına gidip aracımızı teslim edip, Dallas aktarmalı uçuşumuzla geceyarısı 2 sularında DC’ye dönüyoruz.




















































































