FLORIDA-MIAMI (19-22 ARALIK)
19 Aralık 2017: Florida-Tampa:
Sabah 7.00 de Washington Ronald Regan Havalimanından başladığımız yolculuğumuzda ilk durağımız Atlanta. Aktarmalı uçuş ile yaklaşık 2 saatlik bir yolculuk sonrası Tampa’ya ulaşiyoruz, burada bizi birlikte tatilimizi geçireceğimiz Ankara'dan arkadaşlarımız karşıliyor. Tampa palmiyelerle çevrili, 4 mevsim bahar-yazı yaşatan tropikal iklime sahip bir şehir. Florida seyahatimiz boyunca Tampa bizim ana durak noktamiz oluyor, Florida yakin cevre gezilerimizin sonunda Tampa'ya donuyoruz.
Arkadaşlarımızın evi Tampa’nın nispeten şehir merkezi dışında oldukça sakin bir site içinde iki katlı yazlık bir ev tadında. Sitenin evleri küçük bir golcüğü görüyor ki manzarası nilüferlerden ve şu kuşlarından oluştuğu için oldukça dikkat çekici hele ki Washington’da klasik apartman dairesinden sonra burası oldukça iç açıcı geliyor bizim için. Günün ilerleyen saatlerinde şu kuşlarını ekmeklerle besledik, uzun gagaları ile küçük bir leyleği andıran bu kuşlar derken bu etkinlik bizi oldukça eğlendiriyor.
20 Aralık 2017: Florida-Miami:
Ertesi gün yolculuğumuzun başlagici olan Miami'ye doğru yollaniyoruz. Miami trafiğine girdiğimizde kendi kendimize welcome to the jungle dedik. Yolların ve altyapının düzgünlüğüne diyecek hiç bir şey yoktu ama çılgın şoförler ve gene kendiliğinden, anlık gelişen kurallar trafiği tam bir keşmekeşe çeviriyor,burada ehliyet yaşı 16 olduğu gibi trafikte örneğin kamyon şoförleri camdan elllerini çıkarıp sallayarak kendiliğinden kural belirleme hakkına sahipler, yani güneyde olmanın rahatlığı trafik kurallarına da yansımış durumda.
Otelimiz kısmen şehir merkezi dışında, otele giriş yaptıktan sonra şehir merkezine geçiyoruz. Burası yüksek ve şaasalı gökdelenlerden oluşan bi bölge. Bölgenin yaygın restoran ağlarından olan Havana 1957 de küba yemeği adı altında tavuk- siyah fasulye ve yörenin en original beşini olan yabanı muzdan yapılan kitir kızartmaları yiyor ve tabiki Küba’ya fiziken de yaklaşmışken Mohito içmeyi de ihmal etmiyoruz:) Yemek sonrasında da her ne kadar fazla şekerli gelse de Küba kahvesi içerken Küba purosu tutturuyoruz.
Yemek sonrası gökdelenlerin olduğu bölgede dolanarak sahile doğru ilerliyoruz, yeni yil yaklaşırken palmiyeler ışıl ışıl, gökdelenlerin birçoğunun bahçesinde devasa cam ağaçları mevcut. Kıyıya yaklaştığımızda multimilyarderlerin kıyıdaki malikanelerinin kıyısına yatlarını park ettiklerini fark ediyor ve bir kere daha bu şehrin lüks algısına şaşırıyoruz. Dönüş yolunda da biraz Miama’nin gece görünüşünü dolanıyoruz, masmavi konseptli mekanlardan, sadece puro içilen mekanlara kadar çok çeşitli konseptte pub/cafe görmek mümkün.
21 Aralık 2017-Miami: Bugün Miami şehir merkezinde takılacağız ve ilk olarak graffiti sanatının işlendiği Wynwood sokağına gidiyoruz, şehrin varoş kısmında olan bu bölgede graffiti sanatı mekana yaklaşırken sokak aralarından ben burdayım diyor ve gerçekten grafitinin bir sanat olduğunu hissettiriyor. Hayal gücünü zorlayan sokak sanatçıları Trump’a eleştiri kokan graffitilerden savaş karşıtı eserlere, Simpson ailesinden post modern çalışmalara sokağı bir sanat galerisine çevirmişler.
22 Aralık 2017-Miami-Keywest: Bu günkü yolculuğumuz Kuzey Amerika kıtasının en güney ucu olan Key west tarafına, 3 saatlik yolumuz var. Key west yolu Miami trafiğine göre oldukça dingin ve her iki tarafımızda okyanus uzanırken incecik bir dolgu yoldan ilerlemek oldukça keyifli. Burada çok sayıda ada olup zenginler bu adaları 1 milyon Dolar karşılığı sadece kendilerine özel olmak üzere, 700bin-800bin Dolar karşılığı ile birkaç aile ile paylaşarak satın alıyorlarmış ve de çevrede gördüğümüz küçük uçaklar veya yatlarla da kendi satın aldıkları adalara erişiyorlarmış, gerçekten lüks ve zenginlikte sınır olmadığını anlıyoruz.
Key West'te oncesinde biraz dolaniyor, Ernest Hemingway'in evini disaridan goruyoruz. Sonrasinda, en güney uç ama burada artık birçok turistik yerde olduğu gibi uzun bir sıra ile bizi karşılıyor. Aslında günbatımının izlendiği özel bir noktaya geçme zamanımız olsa da buradaki kuyruk sebebiyle güneşin batısını en güney uçtan yakalıyoruz. Buradan Küba’ya sadece 90 Mil uzaktayız oldukça etkileyici:) Devamında yemek yemeye Duval street e dalıyoruz ve burayı gerçekten hem nezih ortamı art galleryleri zevkli dükkanları ile çok beğeniyoruz, yemek tercihimiz İtalyan restorandan yana, yemek ardından San Diego’da da bir örneği olan sevgilisini öpen denizci tablosunun “Embracing The Love’ heykelini buluyoruz akşam da olsa bu heykeli görmek de çok hoş ve tabiki yöreyle özdeşleşen key lime pie yiyoruz, biraz fazla eksi gelse de tatmaktan pişman değiliz. Key lime pie dükkanında çok sayıda key lime ürünü de mevcut; hamurlardan sabunlara, ufak tatlılardan mumlara kadar. Duval street üzerinde dünyanın her yerinde olan Hard Rock café başta olmak üzere çok sayıda rock café bar görünce hoş müzik tınıları karşısında hayıflanıyorum keşke burada gece kalabilme fırsatımız olsaydı da bu mekanların birinde kulaklarımızın pasını giderseydik diye, hevesimi birkaç gün soraki New Orleans gezisine saklıyorum :)Ve dönüş yolundayız.
23 Aralık 2017 Everglades: Otelden çıktıktan sonra bataklık türü yapmak ve başta timsah olmak üzere bilimum bataklık hayvanı gözlemek üzere Everglades’e doğru geçiyoruz. Burası devasa bir milli park ve çok sayıda tur şirketi benze tur organizasyonları yapıyor. Biz biletlerimizi aldıktan sonra öncelikle bataklığa nazır bir poz veriyoruz. Sonrasında nilüferler arasında uzun bataklık bitkileri ile bezeli yolculuğumuza başlıyoruz, ufak bir bot içinde rehberin yönlendirmesi ile ilerliyoruz, güzel kareler yakalama fırsatımız oluyor, veee tabiki timsahlar, önce kendilerini pek göstermek istemiyorlar fakat türün ikinci kısmında çok sayıda timsah görüyoruz, hatta rehberimiz onlara isim bile takmış ‘Baba’ gibi:)
Bu bölge Florida’nın en sığ sularının olduğu da bir bölge imiş, fakat suyun dibini görmek bataklık olduğu için pek de mümkün olmuyor, oldukça ilginç bir doğal güzellik. Tur esnasında bir ağaç üstünde iguana görmek de bizim için ayrı sürpriz oluyor. Turun ikinci kısmı Crocodile hunter tadında bir adamın timsah gösterisinden oluşuyor, agora tarzı bir salonda gezginler olarak toplanıyoruz. 100 kadar turist ve 10 kadar timsahla show başlıyor ancak biz bu showdan hazzetmiyoruz hem hayvanlara zulmedildiğini düşünüyoruz hem de talk show yapmaktan öteye gitmeyen bir seramoni oluyor. Devamında gene domuzdan ufak bataklık canlılarına kadar çeşitli hayvanların kafeslendiği bölgeye ziyaret var ancak hayvanların kafesteki hallerini görmek de çok hoş bir tecrübe olmayacağından o kısma istekli olmuyoruz. Hayvanları o parmaklıklar arasından çırpınırcasına görmek gerçekten hoş duygular uyandırmıyor biz de. Turumuzu tamamladıkta sonra aynı güzergahta olan Tampa'ya dönüşe geçiyoruz.
24 Aralık 2017 New Orleans: Sabah 11.00' de New Orleans yolcusuyuz. Önceden binmediğimiz kafamızda önceki duyumlardan şüpheler uyandıran Spirit hava yolları neyse ki bize hem gidiş hem dönüşte hiç bir sorun yaşatmıyor, sonraki gezilerimizde de tercih edebileceğimizi anlıyoruz. Amerika için blues ve jazz’in başkenti New Orleans. Louis Armstrong havalimanı isminden de anlaşıldığı üzere bu şehrin jazz koktuğunun habercisi, hemen havalimanın içinde saksafonu ile bir Armstrong heykeli bizi karşılıyor. Otelimiz şehrin merkezinde. Eşyalarımızı otele bırakarak havanın güzelliğinden istifade ederek ilk gezimize başlıyoruz – iyi ki ilk 2 günü dışarı park gezilerine ayırdığımızı sonraki günlerin soğukluğunu görünce anlayacağız:)- Meşhur Bourbon sokağı hemen otelimizin dibinde. Burdan hemen sokak çalgıcıları bizi karşılıyor, onların jazz tınıları eşliğinde tingir mingir Bourbon’da ilerliyoruz, tenekeden müzik yapan küçük çocuklardan, 5,6 kişilik gruplara kadar herkes melodik, ritmik :)
Hatta yolumuz üstünde Musical Legend Park’ ta sabah 10-akşam 6 arası bedava caz dinleme imkanı var, gruplar/kişiler müziklerini icra ediyorlar, isteyen dinliyor. Gene yol üstünde ilerleyen günlerde şehre sinen mistik havanın habercisi olan voodoo ya ilişkin bir mağazayı görüyor giriyor ve ticari malzeme haline gelen şans, para, mutluluk getirmesi üzerine totem yapılan ufak voodoo bebeklerini görüyoruz. Onun dışında mağaza derinden bir tütsü kokusunu sindirmiş ve birçok büyü objesi mevcut. Sonrasında City park yolundaki Espaniolage sokağında ilerliyor, bu bölgenin kendine özgü müstakil renkli özgün evlerini de görmüş oluyoruz. New Orleans yerli halkının ilginç bir özelliği de yoldan geçen herkesin birbirine ya Selam diyerek ya ufak bir baş hareketi ile selam vermesi, hatta bir benzin istasyonundan bir adam çıkıp bize uzaktan; Merry Christmas’ diye bağırıyor :)Acıkçası Washington da böyle sıcak bir insan kitlesi çok da var mı emin olamıyoruz :)
City park’in yanında New Orleans’in nam saldığı mezarlıklarından St. Louis mezarlığının önünden geçerek hayran kalacağımız heykellerin açık hava müzesinde sergilendiği City Park’a ulaşıyoruz. Aslında bu parkın içinde New Orleans Museum of Art var lakin hava oldukça güzel olduğu için parkı gezmeye öncelik veriyoruz, iyi ki de öyle yapıyoruz. Anish Kapoor’un meşhur yapıtlarından, Rodin’in heykellerine, parkta sergilenen tasarım kocaman çengelli iğne eserine, dingin gol ortasında duran keman yığınlarında oluşan yapıttan gökyüzüne uzanan üst üste binen adamlardan oluşan heykel yığınına çok çeşitli ufuk açıcı yapıtları müthiş bir doğa eşliğinde görme fırsatımız oluyor. Aslında çocuklar için özel gösterilerinin olduğu bir park da mevcut ama ancak kapalı olduğu için görme fırsatımız olamıyor. Akşamın yaklaşması ve havanın da yavaştan soğuması üzerine merkez sayılan French Quarter, Bourbon sokağı tarafına uberle geçiyoruz. French Quarter de akşam gezi düzenleyen atlı arabalara rastlıyoruz. Açıkmamızla birlikte yeme arayışına giriyoruz ancak bu kentte yeme işi gerçekten bizim için sorunlu oluyor. Gombo, jambalaya gibi yöresel lezzetlerini tatmak istesek de hepsi oldukça ağır ve domuz etinden. Sadece klasik sandiviçten öteye geçmeyen Po-Boy adlı sandivici yiyebileceğimiz bir yerde oturuyoruz. Akşam sokaklarda dolanırken sadece caz değil enfes Kelt müziği yapan bir gruba rastlamamız da bizim şansımız oluyor. Klasik turistik alışveriş amaçlı mağazalara baktığımızda voodoo bebeklerinin her yerde bulunduğunu ve buna paralel gotik ögeler olarak kurukafa, tütsülerin eşlik ettiğini fark ediyoruz.








































