24
Temmuz 2018: WILLIAMS Alaska Airlines ile yolculuğumuzun ilk durağı olan
Seattle’a öğlen vakti iniş yaptık, burası ABD”nin Goller Bölgesi de denilen
yemyeşil bir şehri. Sadece havalimanı ve havadan görme fırsatımız olsa da
havasını almak güzel oluyor, belki yıl içinde gideriz diye de düşünüyoruz. Las
Vegas’a aynı gün akşam üstü varıyor, daha havalimanındayken kumar masaları bize
hoşgeldin diyor ki bu da şehir hakkında tüyo almak için yeterli.
İlk işimiz araba kiralama işini halletmek oluyor. Havalimanlarının hemen yanında rent-a-çar firmalarının genelde büyük avm tadında merkezleri oluyor, sizi shuttle’a havalimanında alıp hemen yanındaki rent-a-çar alanına getiriyorlar. Yalnız bu noktada ilerleyen günlerde ne yazık ki acı biçimde tecrübe edeceğimiz bir sigorta vakasına dönecek ihmalimiz oluyor. Araba kiralama işini yolculuğun başlayacağı güne bırakmamak gerektiğini anlıyoruz. Birkaç gün önce baktığımız bir internet sitesinden nispeten uygun fiyata bir araç yakalamayı başarıyoruz. Aracın işlemlerini yapıp aracımızı da park alanından seçtikten sonra ilk gün konaklayacağımız Williams’a doğru ilerliyoruz, yaklaşık 3 saatik yolculuk ardından Hint esintisi hissettiren otelimize varıyoruz.
25 Temmuz 2018
WİLLİAMS:
![]() |
| Desert View Watch |
Bugün gezimizin
önemli duraklarından biri olan Grand Canyon turu yapma planımız var.
Sabah 8 civarı yollara düşüyoruz. Grand Canyon’u ilk gezenlerin başlaması
gereken South Rim’i gezmeye koyuluyoruz, North Rim ve bir ara gezi
planımıza girip sonra yüksek maliyeti sebebiyle çıkan West Rim daha arka planda
kalıyor. South Rim’de ilk olarak Desert View Watch’u görmek istiyoruz.
![]() |
| Lipan Point |
![]() |
| Mather Point |
Burada yol üstünde seyir teraslari karşımıza çıkmaya başlıyor, Mary Colter
isimli kadın bir arkeologun bu Tower’i yaptırma özelinde ve genel olarak Grand
Canyon üzerinde büyük katkıları olmuş. Bu Tower’da burada tarihte yaşayan Hopi
uygarlıklarının nasıl yaşadığını resmeden şekiller ve duvar süslemeleri mevcut
ve tabi belki de daha önemlisi en tepesinden görülen güzel kanyon manzarası.
Sonra Moran ve Lipan pointleri de yolda gördükten sonra arabayı park
edeceğimiz Mather Point’e geliyoruz, burası daha geniş bir alan. Grand
Canyon’da pointler arasında mesafeler oldukça uzun ve yorucu olduğu için mavi
ve kırmızı shuttlelar koymuşlar, bu shuttlelar vasıtasıyla ulaşımınızı
sağlıyorsunuz. Biz ise Mather Point’de fotolarımızı alıp Kırmızı Shuttle ‘a
sıra halinde pointlerin uzandığı bölgeye yürümeye başlıyoruz fakat en fazla Yavapai
Point’e kadar gelebiliyoruz mesafeler kısa olmadığı gibi sıcaklık ve zaman
baskısı da artınca mavi shuttle ile kırmızı shuttle ın öldüğü binis noktasına
geliyoruz. Bright Angel Lodge’da yemeklerimizi yiyoruz, burada da rüzgar çanlarının
olduğu zarif bir dükkandan dışarıya açılan bir point var, onu da görüp Mavi
Shuttle’la gezmeye koyuluyoruz, burada 9 farklı point var, shuttle şoförlerinin
bazısı bu noktalar hakkında bilgi verip kendi favorilerini de söylüyorlar, Maricopa
point bizi çok etkiliyor hem derinliği hem de kayaların muazzam kızıllığı
gerçekten doğanın neler bahsettiğini gösteriyor.
![]() |
| Hopi Point |
![]() |
| Maricopa Point |
Colarado nehri de az da
olsa kendini kayaların arasından gösteriyor. Hopi ve Mohave pointlerini
de gezip son nokta olan hem de müze hediyeliklerin satıldığı Hermit Rest’e
geliyoruz. Burada Mary Colter’ in hayatını anlatan ve Grand Canyon’a gelen
gezginlerin gizemli kayboluşlarını anlatan kitaplara göz gezdirip dönüş yoluna
geçiyoruz. Dönüş yolunda da burada hem bungalov evler hem de lodge ların olduğu
kısmı görüyoruz, Grand Canyon tutkunları aslında burada kalıyorlar belli ki.
Konaklamamız Hint esintili Williams’da.
26 Temmuz 2018:
LAS VEGAS: Bugünkü rotamız Las Vegas yolu üzerinde olan mavi-turkuaz
renklerin dans ettiği sularda bir at nalı gibi görünen dehşet güzelliği ile göz
kırpan kayanın olduğu Horseshoe Bend.
![]() |
| Horseshoe Bend |
Burası her ne kadar yol boyunca
kendisine yaklaştığımız konusunda bir tüyo vermese de sonunda son derece
etkileyici bir manzara vaat ediyor. Ne yazık ki öğlen, yumurta konduğu anda
dumanı üstünde pişecek kıvamda bir sıcakta varıyoruz ve kumlu bir alanda yokuş
yukarı çıkıyoruz ama sonuç muazzam, altımızda kıvrılan Çolarado nehrinde kano,
bot turu yapanları da noktacıklar halinde görmek mümkün. Sıcağa rağmen
fotolarımızı çekip manzarayı içimize çekerek buradan ayrılıyoruz. Bundan sonra
aslında Antelop Valley’in de çok yakınınızdayız fakat Las Vegas için önümüzde
bir yol olduğu ve Las Vegas akşamını da görmek istediğimiz için ne yazık ki bu
sıradışı vadiyi atlamak durumunda kalıyoruz. Ancak yolda sürpriz manzaralar da
yok değil, Las Vegas yolunda güzel manzaları olan bir baraj görüyoruz, arazi
ise çok çorak. Las Vegas’a yaklaştığımızda mola verdiğimiz yerde sıcak resmen
yüzümüze çarpıyor acı gerçeği: burası bam-başka sıcak!!!Akşam üstü 46,47 derece
olacak kadar. Durduğumuz yerde bir Casino var ve Starbucks tam da bu casino’nun
en sonunda.Starbucks’a ulaşmaya çalışırken yol boyunca gündüz gece ayrımını
dahi hissetmeksizin hipnotize olmuş biçimde kumarına odaklanan ihtiyar
Lasvegaslıları görüyoruz. Evet Las Vegas’da çok fazla yaşlı hatta ihtiyar
denecek yaşta ileri yaşta insan deli gibi kumar oynuyor ve kumarhanelerde
örneğin sigara içmek serbest. Eee yerine gelmişken 1 dolarlık bir oyun
çeviriyoruz ama sonuç nafile:) Akşama doğru Las Vegas’tayiz önce yemek
yiyeceğimiz İtalyan restoran Bootlelegger’a rotayı çeviriyoruz, burda
canlı lir etkinliği ile pizzalarımızı yiyip, Las Vegas gecelerine yöneliyoruz,
yolda Mısır Piramitlerinden Taç Mahal’e, New York gökdelenleri
canlandırmasından Walt Disney’e dünyanın gözde şehir ve eserlerinin mikro
kopyalarını görüyoruz, tabi hepsi aslında birer lüks kumarhaneden fazlası
değil.
Bu kumarhanelerin olduğu bölge LasVegas’ın meşhur Strip street’i,
otelimizde gene bu yol üzerinde ünlü otellerden Flamingo. Her taraf
pembe flamingo figürlerine bulanmış durumda. Las Vegas’da oteller alt
katlarında kumarhaneler ile birbirlerine bağlanıyorlar ve büyük alışveriş merkezleri
de var burada, yani kısacası çok otele gelmiş hissi de olmuyor. Check-in yapıp
Las Vegas gecelerine geçeceğiz ama odamıza geldiğimizde fark ediyoruz ki oda
kirli, dağınık temizlenmemiş. Teselli olarak bize suit oda vermeleri de tabi
işimize geliyor. Las Vegas’da suit odada kalmak ilginç bir tecrübe oluyor tabi.
Aslında Las Vegas otellerinin ucuzluğu ile bilinse de son yıllar da resort fee
adı altında yapılan ödeme ile çok da farklı bir fiyat karşınıza çıkarmıyor.
![]() |
| Bellagio Otel |
Las Vegas gecelerine gelince biz önce meşhur müzik eşliğinde şu show unun olduğu Bellagio Otel çevresinde takılıyoruz, otelin içi de gene süperlüks mağazalardan oluşuyor. Sonrasında gerçekten içini Paris sokakları gibi dizayn ettikleri ve adeta Eiffel kulesinin hemen yanındaymış havası veren Paris otelin içinde geziniyoruz. girdiğinizde kule adeta ayaklarınızın altında ve gökyüzü
dizaynı ayrı güzel bir hava katmış buraya. Venedik gondolları olan bölgeye
gitmek istiyoruz ama ne yazık ki belli bir saatten sonra gondol turlarının
bittiğini öğreniyoruz. Dönüşte Mirage Volcano isimli diğer meşhur
otelini görebiliyoruz. Otele dönüş yolundayız, suit odamızda her tarafa
serpiştirilmiş flamıngo imgeleri ile uykuya dalıyoruz. Her ne kadar
zamanında süperlüks bir otel olsa da
otelimiz oldukça eskimiş, hele bir de sabaha karşı başlayan matkap sesi otele
verdiğimiz puanı iyice düşürüyor.
27 Temmuz 2018:
RIDGECREST-Death Valley:
Bugün esas planımız California’nın metrekare olarak en
büyük national park’ i olan Death Valley’e gitmek, zorlu
bir plan olacak hem dünyanın en yüksek sıcaklığının ölçüldüğü yer olması hem de
pointler arasında mesafelerinin uzun olması bu zorluğun temel sebepleri. Ama
sabah ilk olarak Las Vegas’tan ayrılmadan önce meşhur “Welcome to Las Vegas”
yazısının önünce foto çektirme niyetindeyiz, bu tabelanın tam karşısında olan
devasa Harley mağazasını da geziyoruz, hatta bu Harley’in içinde de bir Las
Vegas tabelası var onu da çekmeyi ihmal etmiyor, lüks ve bir o kadar da güzel
Harley motorlarını da görmüş olup Death Valley yollarına düşüyoruz.
Burası diğer national parklardan farklı tam sınırları
çizilen bir alanı yok, bunu anlayamadığımız için önemli noktalardan olan Dante’s
View kaçırıyoruz, tabelasını görüp ne de olsa içeri girince gireriz diye
düşünüyoruz. Ama bir içerisi yok aslında:)
![]() |
| Zibraski Point |
İlk nokta Zibraski Point,
buraya gene kısa bir tepeye çıkarak varıyoruz. Las Vegas’ dan da öte tamamen
bambaşka bir hava var, kavuran bir sıcak hava esintisi var. Bu noktaya
vardığımızda kum tepeciklerini görüntülüyor ve hemen geri dönüşe geçiyoruz,
aşırı sıcaktan telefonumdan aşırı sıcak uyarı veriyor, acil olarak normal sıcak
değerinde bir noktaya telefonu koyun diye. Ve arabaya geldiğimizde bir ter
boşalması yaşıyoruz, biraz sıcak kaplıcalarda yaşadığımız hissi andırıyor.
Yollar da bir o kadar işsiz, aslında biraz ürküyoruz, örneğin araba bozulsa
yârdim nasıl çağırırız belirsiz çünkü telefon da çekmiyor bu bölgede.
![]() |
| Badwater Basin |
Hafif
ürke ürke Kuzey Amerika’nın en düşük rakımlı noktası olan Badwater Basin’e geliyoruz,
burası aslında bir tuz çölü gibi üzüyor ama ancak kısa bir mesafesinde
ilerleyebiliyoruz, her tarafta yüksek sıcaklık ikazları dikkat çekiyor ve hatta
sabah 10.00’dan sonra gezilmesi tavsiye edilmez uyarıları dahi mevcut.

Ve son
noktamız Sand dunes, burada adeta Sahra çölündeyiz, bir sürü art arda
gelen kum tepeleri var, bu noktada biraz şanslıyız hem akşamüstü hem de güneş
hafif bulutların arkasına saklanıyor. Death valley’den sonra Ridgeçrest yolumuz
ne yazık ki çok da kısa çıkmıyor. Aslında bu akşam özellikli de bir akşam ay
tutulması var ve gökyüzünde Mars da görünüyor, yol üstünde kendisini görme
şansımız da oluyor. Bir Meksika restoranında bürritolarımızı yiyoruz. Ve
gezimizin güzel otellerinin birinde konaklıyoruz.
28 Temmuz 2018: FRESNO
![]() |
| Japanese Tea Garden |
Bugün gezimizin
national parklar kısmına geçiyoruz. İlk durağımız meşhur dünyanın en yaşlı
ağaçları olan sequia ağaçlarının olduğu Sequia Milli Parkı. Ancak
yolumuz biraz uzun olduğundan Sequia gezimizi ertesi gün yapmayı planlıyoruz.
Bir günümüz Yosemite Milli parkı için ayrılmış durumda idi fakat ne yazık ki
otele vardığımızda öğreniyoruz ki yaz dönemi sık rastlanan orman yangınları
sebebiyle Yosemite Ağustos başına kadar gezginlere kapalı, tabi üzücü oluyor
bizim için çünkü en çok merak ettiğimiz noktalardan birisi idi Yosemite. Biz de
onun yerine Sequia Milli parkının yanındaki Kings Canyon ile ikame
ediyoruz Yosemite’yi. Fresno’ya vardığımız gün ise Fresno’yi görmek
adına buranın Japanese Tea Garden’ına gidiyoruz.
Asıl nam-ı diyar
Japanese Tea Garden San Francisco’da olacak tabi ama bu da onun küçük bir
kopyası gibi. Bahçenin girişinde biri Meksika, diğeri Hint olmak üzere iki ayrı
düğünün foto çekimine şahit oluyoruz. Özellikle Hintlilerin düğün alayında
renkli geleneksel kıyafetleri oldukça orijinal manzaraları ortaya çıkarıyor.
Buradaki Tea garden aslında ne yazık ki bakımsızlıktan bize çok da etkileyici
gelemiyor. Burada da aslını San Francisco’da göreceğimiz bir drum bridge örneği
var, tırmanma tadında üzerine çıkılan köprülerden. Golünde rengarenk balıkları
görmek hoş bir hava yaratıyor. Bonzailer için ayrı bir alan yapmışlar, görmeye
heveslensek de gittiğimizde kendisini kapalı buluyoruz. Parkın ardından
Fresno’nun en eski kiliselerinden olan görselliği yüksek bir kiliseyi görüyor
ve akşamı Amerika’nın meşhur Cheesecake Factory’sinin Fresno ayağında geceyi
noktalıyoruz.
29 Temmuz
2018 FRESNO:
Sequia Milli parkı yollarına düşüyoruz. Her ne
kadar Yosemite’de yangın var dense de belli ki bu bölgeye de yaklaşmış çünkü
parkın içinde ilerledikçe bölgesel olarak yanmış veya kul hale gelmiş alanlar
görüyoruz. İlk olarak Giant Forest alanından geçiyoruz, birkaç dev
ağacın yanında durup foto çekiyoruz gerçekten de yanlarında minicik kaldığımız
bir gerçek. Burasının havası çok dingin, insana huzur aşılıyor. Aslında bu tarz
ormanlarda çıkan yangınları ikiye ayırmak mümkünmüş, kimisi iyi yani orman
florası için gerekli olan yangınlar kimisi kötü ki bunlar çoğunlukla insan
eliyle çıkarılan grup oluyor. İyi yangınlar kötü olanları bertaraf ettiği gibi
ağaç köklerini de besliyormuş ve yeni ağaçların serpilmesini sağlıyormuş. Giant
Forest’in ardından dünyanın en yaşlı ağacı olan General Sherman ağacını
görmeye gidiyoruz,bunun için önce ağaca giden shuttleların olduğu alana
gitmemiz ve arabayı park etmemiz gerekiyor. ![]() |
| General Sherman |
![]() |
| Moro Rock |
Gerçekten tek bir ağaç deyip
geçmemek lazım inanılmaz turistik bir yönü var. Hele önüne geldiğimiz zaman
foto çektirmek için ayrı bir kuyruk oluştuğunu görüyoruz. Burada biz de foto
çekimini tamamladıktan sonra yemek molası vermek için visitör center’a
gidiyoruz burada Work&Travel ile ABD’ye gelen bir Türk genci bizi buluyor,
onunla sohbet ediyoruz. Bu tarz nispeten küçük ABD şehirlerinde Work&Travel
ile gelen Türk gençlerine rastlamak mümkün. Yemek sonrası durağımız ise Moro
Rock, burası da kocaman bir kayanın üzerine daracık bir merdivenle ama
müthiş bir manzara ile çıkmaktan ibaret.
Aslında bizim ekibi heyecanlandıran ve
motive eden ben olmama rağmen yolun yarısında olmayan (!)yükseklik korkum
nüksediyor ve yolun yarısında onları beklemeye başlıyorum, ekibin kalanı
çıkmaya devam ediyor. Yolun çok dar ve sadece tek kişinin geçeceği yerler
olması sanırım tedirginliğimin sebebi oluyor. Beklediğim noktada benim gibi
yükseklik korkusu nüksedip çıkamayan bir kitle de oluşuyor :) İleriye giden
arkadaşlarımızı topluca bekliyoruz. Şanslı olduğum nokta (belki de)havanın
puslu olması sebebiyle en tepeden de efsane manzaralar yakalanamaması sanırım :
)
Aşağıya indiğimizde Sequia ağaçlarının dev boyuttaki
kozalaklarını da görüyoruz ayrıca sequia ormanlarında çok çeşitli sincap da
görmek mümkün.
Cok hızlı hareket eden küçük boyutta olanları var,
bunların sequia ağaçlarının büyümesine de büyük katkıları oluyormuş. Hatta
bunlar adeta bir köpek havlaması gibi ses çıkarıyorlarmış. Kozalakları da daha
yeşilken toplayarak toprak altındaki yuvalarında kış için biriktiriyorlarmış.
Tüm bu bilgileri öğle yemeği esnasında visitor center’da işini şevkle yapan
park görevlisinin ufak sunumundan öğreniyoruz ve kadının işini yaparkenki
heyecan ve hevesine hayran kalıyoruz.
30 Temmuz 2018 FRESNO:
Bugün de Yosemite yerine ikame ettiğimiz Kings Canyon’a gideceğiz, öncesinde arabanın tekerleğine ilişkin çıkan ufak bir
sorunu hallediyoruz. Öğlene yakın saatlerde yola çıkabiliyoruz. General
Sherman’dan sonra bu sefer de General Grant Tree görmeye gidiyoruz, bu
sefer daha geniş bir ormanın içindeyiz, çok sayıda sequia agacini yakından
görme fırsatımız oluyor.
![]() |
| General Grant Tree |
![]() |
| Panoramik Viewpoint |
![]() |
| Hume Lake |
![]() |
| Hume Lake |
Ne yazık ki bölgeyi etkisi altına alan yangınlardan
etkilenen kökleri veya dalları yanan ağaçlar da dikkatimizi çekiyor,
üzülüyoruz. Buradan sonra biraz yüksek ve biraz da işsiz olan (ki bu işsizlik
bölgeye ayıların inme ihtimaline karşı birazcık bizi tedirgin ediyor)Panoramik Viewpoint’e
geliyoruz. Park alanında araçta yiyecek eşya bırakmamamıza dair uyarı
tabelaları var, bunların hepsi ayı tehdidine yönelik tedbirler : ) Panoramik
viewpoint orman manzarası vaat ediyor ve biraz da ayı çıkma tedirginliği.
Ve
öğle yemeği için bu sefer Kings Canyon Visitor Center’dayız. Devamında Hume
Lake ‘e geçiyoruz.
Burası da biraz Türkiye’den Abant havasını solutuyor
bizlere. Birçok gençlik kampı burada toplanmış, gençler plaj voleybolundan
frizbiye çeşitli sporlarla eğleniyorlar. Burası bugün için son durağımız,
dönüşe geçiyoruz.



























