11 Ocak 2020 Cumartesi

Grand Canyon-Las Vegas-Death Valley-Sequoia&Kings Canyon National Parks (BATI YAKASI-I)


24 Temmuz 2018: WILLIAMS Alaska Airlines ile yolculuğumuzun ilk durağı olan Seattle’a öğlen vakti iniş yaptık, burası ABD”nin Goller Bölgesi de denilen yemyeşil bir şehri. Sadece havalimanı ve havadan görme fırsatımız olsa da havasını almak güzel oluyor, belki yıl içinde gideriz diye de düşünüyoruz. Las Vegas’a aynı gün akşam üstü varıyor, daha havalimanındayken kumar masaları bize hoşgeldin diyor ki bu da şehir hakkında tüyo almak için yeterli. 



İlk işimiz araba kiralama işini halletmek oluyor. Havalimanlarının hemen yanında rent-a-çar firmalarının genelde büyük avm tadında merkezleri oluyor, sizi shuttle’a havalimanında alıp hemen yanındaki rent-a-çar alanına getiriyorlar. Yalnız bu noktada ilerleyen günlerde ne yazık ki acı biçimde tecrübe edeceğimiz bir sigorta vakasına dönecek ihmalimiz oluyor. Araba kiralama işini yolculuğun başlayacağı güne bırakmamak gerektiğini anlıyoruz. Birkaç gün önce baktığımız bir internet sitesinden nispeten uygun fiyata bir araç yakalamayı başarıyoruz. Aracın işlemlerini yapıp aracımızı da park alanından seçtikten sonra ilk gün konaklayacağımız Williams’a doğru ilerliyoruz, yaklaşık 3 saatik yolculuk ardından Hint esintisi hissettiren otelimize varıyoruz.

25 Temmuz 2018 WİLLİAMS:
Desert View Watch
Bugün gezimizin önemli duraklarından biri olan Grand Canyon turu yapma planımız var. Sabah 8 civarı yollara düşüyoruz. Grand Canyon’u ilk gezenlerin başlaması gereken South Rim’i gezmeye koyuluyoruz, North Rim ve bir ara gezi planımıza girip sonra yüksek maliyeti sebebiyle çıkan West Rim daha arka planda kalıyor. South Rim’de ilk olarak Desert View Watch’u görmek istiyoruz.



Lipan Point
Mather Point
Burada yol üstünde seyir teraslari karşımıza çıkmaya başlıyor, Mary Colter isimli kadın bir arkeologun bu Tower’i yaptırma özelinde ve genel olarak Grand Canyon üzerinde büyük katkıları olmuş. Bu Tower’da burada tarihte yaşayan Hopi uygarlıklarının nasıl yaşadığını resmeden şekiller ve duvar süslemeleri mevcut ve tabi belki de daha önemlisi en tepesinden görülen güzel kanyon manzarası. Sonra Moran ve Lipan pointleri de yolda gördükten sonra arabayı park edeceğimiz Mather Point’e geliyoruz, burası daha geniş bir alan. Grand Canyon’da pointler arasında mesafeler oldukça uzun ve yorucu olduğu için mavi ve kırmızı shuttlelar koymuşlar, bu shuttlelar vasıtasıyla ulaşımınızı sağlıyorsunuz. Biz ise Mather Point’de fotolarımızı alıp Kırmızı Shuttle ‘a sıra halinde pointlerin uzandığı bölgeye yürümeye başlıyoruz fakat en fazla Yavapai Point’e kadar gelebiliyoruz mesafeler kısa olmadığı gibi sıcaklık ve zaman baskısı da artınca mavi shuttle ile kırmızı shuttle ın öldüğü binis noktasına geliyoruz. Bright Angel Lodge’da yemeklerimizi yiyoruz, burada da rüzgar çanlarının olduğu zarif bir dükkandan dışarıya açılan bir point var, onu da görüp Mavi Shuttle’la gezmeye koyuluyoruz, burada 9 farklı point var, shuttle şoförlerinin bazısı bu noktalar hakkında bilgi verip kendi favorilerini de söylüyorlar, Maricopa point bizi çok etkiliyor hem derinliği hem de kayaların muazzam kızıllığı gerçekten doğanın neler bahsettiğini gösteriyor.

Hopi Point

Maricopa Point

Colarado nehri de az da olsa kendini kayaların arasından gösteriyor. Hopi ve Mohave pointlerini de gezip son nokta olan hem de müze hediyeliklerin satıldığı Hermit Rest’e geliyoruz. Burada Mary Colter’ in hayatını anlatan ve Grand Canyon’a gelen gezginlerin gizemli kayboluşlarını anlatan kitaplara göz gezdirip dönüş yoluna geçiyoruz. Dönüş yolunda da burada hem bungalov evler hem de lodge ların olduğu kısmı görüyoruz, Grand Canyon tutkunları aslında burada kalıyorlar belli ki. Konaklamamız Hint esintili Williams’da.



26 Temmuz 2018: LAS VEGAS: Bugünkü rotamız Las Vegas yolu üzerinde olan mavi-turkuaz renklerin dans ettiği sularda bir at nalı gibi görünen dehşet güzelliği ile göz kırpan kayanın olduğu Horseshoe Bend.

Horseshoe Bend

 Burası her ne kadar yol boyunca kendisine yaklaştığımız konusunda bir tüyo vermese de sonunda son derece etkileyici bir manzara vaat ediyor. Ne yazık ki öğlen, yumurta konduğu anda dumanı üstünde pişecek kıvamda bir sıcakta varıyoruz ve kumlu bir alanda yokuş yukarı çıkıyoruz ama sonuç muazzam, altımızda kıvrılan Çolarado nehrinde kano, bot turu yapanları da noktacıklar halinde görmek mümkün. Sıcağa rağmen fotolarımızı çekip manzarayı içimize çekerek buradan ayrılıyoruz. Bundan sonra aslında Antelop Valley’in de çok yakınınızdayız fakat Las Vegas için önümüzde bir yol olduğu ve Las Vegas akşamını da görmek istediğimiz için ne yazık ki bu sıradışı vadiyi atlamak durumunda kalıyoruz. Ancak yolda sürpriz manzaralar da yok değil, Las Vegas yolunda güzel manzaları olan bir baraj görüyoruz, arazi ise çok çorak. Las Vegas’a yaklaştığımızda mola verdiğimiz yerde sıcak resmen yüzümüze çarpıyor acı gerçeği: burası bam-başka sıcak!!!Akşam üstü 46,47 derece olacak kadar. Durduğumuz yerde bir Casino var ve Starbucks tam da bu casino’nun en sonunda.Starbucks’a ulaşmaya çalışırken yol boyunca gündüz gece ayrımını dahi hissetmeksizin hipnotize olmuş biçimde kumarına odaklanan ihtiyar Lasvegaslıları görüyoruz. Evet Las Vegas’da çok fazla yaşlı hatta ihtiyar denecek yaşta ileri yaşta insan deli gibi kumar oynuyor ve kumarhanelerde örneğin sigara içmek serbest. Eee yerine gelmişken 1 dolarlık bir oyun çeviriyoruz ama sonuç nafile:) Akşama doğru Las Vegas’tayiz önce yemek yiyeceğimiz İtalyan restoran Bootlelegger’a rotayı çeviriyoruz, burda canlı lir etkinliği ile pizzalarımızı yiyip, Las Vegas gecelerine yöneliyoruz, yolda Mısır Piramitlerinden Taç Mahal’e, New York gökdelenleri canlandırmasından Walt Disney’e dünyanın gözde şehir ve eserlerinin mikro kopyalarını görüyoruz, tabi hepsi aslında birer lüks kumarhaneden fazlası değil.

Bu kumarhanelerin olduğu bölge LasVegas’ın meşhur Strip street’i, otelimizde gene bu yol üzerinde ünlü otellerden Flamingo. Her taraf pembe flamingo figürlerine bulanmış durumda. Las Vegas’da oteller alt katlarında kumarhaneler ile birbirlerine bağlanıyorlar ve büyük alışveriş merkezleri de var burada, yani kısacası çok otele gelmiş hissi de olmuyor. Check-in yapıp Las Vegas gecelerine geçeceğiz ama odamıza geldiğimizde fark ediyoruz ki oda kirli, dağınık temizlenmemiş. Teselli olarak bize suit oda vermeleri de tabi işimize geliyor. Las Vegas’da suit odada kalmak ilginç bir tecrübe oluyor tabi. Aslında Las Vegas otellerinin ucuzluğu ile bilinse de son yıllar da resort fee adı altında yapılan ödeme ile çok da farklı bir fiyat karşınıza çıkarmıyor. 


Bellagio Otel



Las Vegas gecelerine gelince biz önce meşhur müzik eşliğinde şu show unun olduğu Bellagio Otel çevresinde takılıyoruz, otelin içi de gene süperlüks mağazalardan oluşuyor. Sonrasında gerçekten içini Paris sokakları gibi dizayn ettikleri ve adeta Eiffel kulesinin hemen yanındaymış havası veren Paris otelin içinde geziniyoruz. girdiğinizde kule adeta ayaklarınızın altında ve gökyüzü dizaynı ayrı güzel bir hava katmış buraya. Venedik gondolları olan bölgeye gitmek istiyoruz ama ne yazık ki belli bir saatten sonra gondol turlarının bittiğini öğreniyoruz. Dönüşte Mirage Volcano isimli diğer meşhur otelini görebiliyoruz. Otele dönüş yolundayız, suit odamızda her tarafa serpiştirilmiş flamıngo imgeleri ile uykuya dalıyoruz. Her ne kadar zamanında  süperlüks bir otel olsa da otelimiz oldukça eskimiş, hele bir de sabaha karşı başlayan matkap sesi otele verdiğimiz puanı iyice düşürüyor.



27 Temmuz 2018: RIDGECREST-Death Valley:
Bugün esas planımız California’nın metrekare olarak en büyük national park’ i olan Death Valley’e gitmek, zorlu bir plan olacak hem dünyanın en yüksek sıcaklığının ölçüldüğü yer olması hem de pointler arasında mesafelerinin uzun olması bu zorluğun temel sebepleri. Ama sabah ilk olarak Las Vegas’tan ayrılmadan önce meşhur “Welcome to Las Vegas” yazısının önünce foto çektirme niyetindeyiz, bu tabelanın tam karşısında olan devasa Harley mağazasını da geziyoruz, hatta bu Harley’in içinde de bir Las Vegas tabelası var onu da çekmeyi ihmal etmiyor, lüks ve bir o kadar da güzel Harley motorlarını da görmüş olup Death Valley yollarına düşüyoruz.





 Burası diğer national parklardan farklı tam sınırları çizilen bir alanı yok, bunu anlayamadığımız için önemli noktalardan olan Dante’s View kaçırıyoruz, tabelasını görüp ne de olsa içeri girince gireriz diye düşünüyoruz. Ama bir içerisi yok aslında:) 


Zibraski Point
İlk nokta Zibraski Point, buraya gene kısa bir tepeye çıkarak varıyoruz. Las Vegas’ dan da öte tamamen bambaşka bir hava var, kavuran bir sıcak hava esintisi var. Bu noktaya vardığımızda kum tepeciklerini görüntülüyor ve hemen geri dönüşe geçiyoruz, aşırı sıcaktan telefonumdan aşırı sıcak uyarı veriyor, acil olarak normal sıcak değerinde bir noktaya telefonu koyun diye. Ve arabaya geldiğimizde bir ter boşalması yaşıyoruz, biraz sıcak kaplıcalarda yaşadığımız hissi andırıyor. Yollar da bir o kadar işsiz, aslında biraz ürküyoruz, örneğin araba bozulsa yârdim nasıl çağırırız belirsiz çünkü telefon da çekmiyor bu bölgede. 



Badwater Basin
Hafif ürke ürke Kuzey Amerika’nın en düşük rakımlı noktası olan Badwater Basin’e geliyoruz, burası aslında bir tuz çölü gibi üzüyor ama ancak kısa bir mesafesinde ilerleyebiliyoruz, her tarafta yüksek sıcaklık ikazları dikkat çekiyor ve hatta sabah 10.00’dan sonra gezilmesi tavsiye edilmez uyarıları dahi mevcut. 








Ve son noktamız Sand dunes, burada adeta Sahra çölündeyiz, bir sürü art arda gelen kum tepeleri var, bu noktada biraz şanslıyız hem akşamüstü hem de güneş hafif bulutların arkasına saklanıyor. Death valley’den sonra Ridgeçrest yolumuz ne yazık ki çok da kısa çıkmıyor. Aslında bu akşam özellikli de bir akşam ay tutulması var ve gökyüzünde Mars da görünüyor, yol üstünde kendisini görme şansımız da oluyor. Bir Meksika restoranında bürritolarımızı yiyoruz. Ve gezimizin güzel otellerinin birinde konaklıyoruz.




28 Temmuz 2018: FRESNO

Japanese Tea Garden
Bugün gezimizin national parklar kısmına geçiyoruz. İlk durağımız meşhur dünyanın en yaşlı ağaçları olan sequia ağaçlarının olduğu Sequia Milli Parkı. Ancak yolumuz biraz uzun olduğundan Sequia gezimizi ertesi gün yapmayı planlıyoruz. Bir günümüz Yosemite Milli parkı için ayrılmış durumda idi fakat ne yazık ki otele vardığımızda öğreniyoruz ki yaz dönemi sık rastlanan orman yangınları sebebiyle Yosemite Ağustos başına kadar gezginlere kapalı, tabi üzücü oluyor bizim için çünkü en çok merak ettiğimiz noktalardan birisi idi Yosemite. Biz de onun yerine Sequia Milli parkının yanındaki Kings Canyon ile ikame ediyoruz Yosemite’yi. Fresno’ya vardığımız gün ise Fresno’yi görmek adına buranın Japanese Tea Garden’ına gidiyoruz. 





Asıl nam-ı diyar Japanese Tea Garden San Francisco’da olacak tabi ama bu da onun küçük bir kopyası gibi. Bahçenin girişinde biri Meksika, diğeri Hint olmak üzere iki ayrı düğünün foto çekimine şahit oluyoruz. Özellikle Hintlilerin düğün alayında renkli geleneksel kıyafetleri oldukça orijinal manzaraları ortaya çıkarıyor. Buradaki Tea garden aslında ne yazık ki bakımsızlıktan bize çok da etkileyici gelemiyor. Burada da aslını San Francisco’da göreceğimiz bir drum bridge örneği var, tırmanma tadında üzerine çıkılan köprülerden. Golünde rengarenk balıkları görmek hoş bir hava yaratıyor. Bonzailer için ayrı bir alan yapmışlar, görmeye heveslensek de gittiğimizde kendisini kapalı buluyoruz. Parkın ardından Fresno’nun en eski kiliselerinden olan görselliği yüksek bir kiliseyi görüyor ve akşamı Amerika’nın meşhur Cheesecake Factory’sinin Fresno ayağında geceyi noktalıyoruz.





29 Temmuz 2018 FRESNO: 
Sequia Milli parkı yollarına düşüyoruz. Her ne kadar Yosemite’de yangın var dense de belli ki bu bölgeye de yaklaşmış çünkü parkın içinde ilerledikçe bölgesel olarak yanmış veya kul hale gelmiş alanlar görüyoruz. İlk olarak Giant Forest alanından geçiyoruz, birkaç dev ağacın yanında durup foto çekiyoruz gerçekten de yanlarında minicik kaldığımız bir gerçek. Burasının havası çok dingin, insana huzur aşılıyor. Aslında bu tarz ormanlarda çıkan yangınları ikiye ayırmak mümkünmüş, kimisi iyi yani orman florası için gerekli olan yangınlar kimisi kötü ki bunlar çoğunlukla insan eliyle çıkarılan grup oluyor. İyi yangınlar kötü olanları bertaraf ettiği gibi ağaç köklerini de besliyormuş ve yeni ağaçların serpilmesini sağlıyormuş. Giant Forest’in ardından dünyanın en yaşlı ağacı olan General Sherman ağacını görmeye gidiyoruz,bunun için önce ağaca giden shuttleların olduğu alana gitmemiz ve arabayı park etmemiz gerekiyor. 



General Sherman
Moro Rock
Gerçekten tek bir ağaç deyip geçmemek lazım inanılmaz turistik bir yönü var. Hele önüne geldiğimiz zaman foto çektirmek için ayrı bir kuyruk oluştuğunu görüyoruz. Burada biz de foto çekimini tamamladıktan sonra yemek molası vermek için visitör center’a gidiyoruz burada Work&Travel ile ABD’ye gelen bir Türk genci bizi buluyor, onunla sohbet ediyoruz. Bu tarz nispeten küçük ABD şehirlerinde Work&Travel ile gelen Türk gençlerine rastlamak mümkün. Yemek sonrası durağımız ise Moro Rock, burası da kocaman bir kayanın üzerine daracık bir merdivenle ama müthiş bir manzara ile çıkmaktan ibaret. 


Aslında bizim ekibi heyecanlandıran ve motive eden ben olmama rağmen yolun yarısında olmayan (!)yükseklik korkum nüksediyor ve yolun yarısında onları beklemeye başlıyorum, ekibin kalanı çıkmaya devam ediyor. Yolun çok dar ve sadece tek kişinin geçeceği yerler olması sanırım tedirginliğimin sebebi oluyor. Beklediğim noktada benim gibi yükseklik korkusu nüksedip çıkamayan bir kitle de oluşuyor :) İleriye giden arkadaşlarımızı topluca bekliyoruz. Şanslı olduğum nokta (belki de)havanın puslu olması sebebiyle en tepeden de efsane manzaralar yakalanamaması sanırım : )
Aşağıya indiğimizde Sequia ağaçlarının dev boyuttaki kozalaklarını da görüyoruz ayrıca sequia ormanlarında çok çeşitli sincap da görmek mümkün.

Cok hızlı hareket eden küçük boyutta olanları var, bunların sequia ağaçlarının büyümesine de büyük katkıları oluyormuş. Hatta bunlar adeta bir köpek havlaması gibi ses çıkarıyorlarmış. Kozalakları da daha yeşilken toplayarak toprak altındaki yuvalarında kış için biriktiriyorlarmış. Tüm bu bilgileri öğle yemeği esnasında visitor center’da işini şevkle yapan park görevlisinin ufak sunumundan öğreniyoruz ve kadının işini yaparkenki heyecan ve hevesine hayran kalıyoruz.



30 Temmuz 2018 FRESNO:
Bugün de Yosemite yerine ikame ettiğimiz Kings Canyon’a gideceğiz, öncesinde arabanın tekerleğine ilişkin çıkan ufak bir sorunu hallediyoruz. Öğlene yakın saatlerde yola çıkabiliyoruz. General Sherman’dan sonra bu sefer de General Grant Tree görmeye gidiyoruz, bu sefer daha geniş bir ormanın içindeyiz, çok sayıda sequia agacini yakından görme fırsatımız oluyor. 

General Grant Tree

Panoramik Viewpoint

Hume Lake


Hume Lake
Ne yazık ki bölgeyi etkisi altına alan yangınlardan etkilenen kökleri veya dalları yanan ağaçlar da dikkatimizi çekiyor, üzülüyoruz. Buradan sonra biraz yüksek ve biraz da işsiz olan (ki bu işsizlik bölgeye ayıların inme ihtimaline karşı birazcık bizi  tedirgin ediyor)Panoramik Viewpoint’e geliyoruz. Park alanında araçta yiyecek eşya bırakmamamıza dair uyarı tabelaları var, bunların hepsi ayı tehdidine yönelik tedbirler : ) Panoramik viewpoint orman manzarası vaat ediyor ve biraz da ayı çıkma tedirginliği. 
Ve öğle yemeği için bu sefer Kings Canyon Visitor Center’dayız. Devamında Hume Lake ‘e geçiyoruz. 



Burası da biraz Türkiye’den Abant havasını solutuyor bizlere. Birçok gençlik kampı burada toplanmış, gençler plaj voleybolundan frizbiye çeşitli sporlarla eğleniyorlar. Burası bugün için son durağımız, dönüşe geçiyoruz.