21 Aralık 2019 Cumartesi

YELLOWSTONE - II


7 Ekim 2018 

Bugün saat 7.00'de yola düştük. Bu sefer konaklamamıza kahvaltı dahil değildi. Neyse ki hazırlıklıyız, yanımızda ufak atıştırmalıklarımız var. 

Dün Yellowstone'un batı kesimini gezmiştik. Bugün daha iç kesimlerdeyiz. Yine muazzam manzaralar... 

Hava beklediğimizden daha soğuk. İkimiz de kat kat giyindik. Kar tutan yerlerde manzara daha bir başka. Pek çok yerdeki sararmış otlar da bana sütlü kadayıfı hatırlatıyor. 

Güzergahımızda bugün de bir kaç gayzer var. Gayzerlerde dün olduğu gibi yine sürekli bir haşlanmış fasulye kokusu... 

Özellikle Artist Point denen yerdeki manzara muhteşemdi. Son olarak Yellowstone Gölünü gördükten sonra Grand Teton yoluna koyulduk. Böylece gezimizin Yellowstone ayağı tamamlanmış oldu. (Sabah, 10.40) 

Artist Point

Yellowstone Lake
Grand Teton sıradağlarını da gördükten sonra öğle yemeği için Jackson adlı küçük bir kasabaya geldik. Gittiğimiz pizzacıda mutfak tamamen Türk gençlere emanet edilmiş. İçlerinden bize servis yapan gençle biraz sohbet ettik. İki senedir buradaymış, yabancı bir kadınla evlenmiş, halinden memnunmuş.

Ve Grand Teton Ulusal Parkındayız...

Teton Sıradağları ve Yılan Nehri (Snake River)

Muhteşem Doğayla Başbaşa...

Grand Teton mutluluğu
Jackson sonrası şimdi, başladığımız noktaya, Salt Lake City'e dönüyoruz. Yolda bir yere daha uğrayacak olabiliriz. (Rehberin dediğini tam anlayamadık.) (14.25) 

Uğranacak tek yer akşam yemeğinin yeneceği ramenciymiş. Otel yolu üzerindeki Haru Ramen adlı bu restoranda (ne yazık ki üzerine 'cilantro' doğranmış) 'beef ramen'lerimizi yeyip tekrar yola koyulduk. Saat sekiz buçuk sularında otele vardık. (Park Inn by Radisson Salt Lake City-Midvale)

Taze kişniş koymasalar iyiydi...
Yarın kısa bir şehir turu ile Yellowstone-Grand Teton gezimizi tamamlamış olacağız. (22.10) 

8 Ekim 2018 

Sabah 6.18'de kalktık. Otelde hızlı bir kahvaltının ardından otobüsteki yerimizi aldık. Sırasıyla bir adet Mormon tapınağı ile "Utah State Capitol"ü gördükten sonra tur ekibinden ayrıldık. Aslında uçuşumuz daha erken olsaydı tur otobüsü bizi havaalanına bırakacaktı. Şimdi bir Starbucks'ta Başak latte ve ben çayımızı içiyoruz. Başak yine ders çalışıyor. Uçuşumuz 17.10'da. Bu kez aktarmasız uçacağız. Bu iyi, ancak varış noktamız ne yazık ki Ronald Reagan değil, Dulles... (Salt Lake City, 10.01) 

Utah State Capitol Building
Capitol Binasının iki girişindeki dört muhafız aslandan biri

Salt Lake Assembly Hall (Temple Square)

"Temple Square"deki bir heykel
Başak ders çalışırken ben bir ara çıkıp şehir turuna devam ettim. Şehir küçük zaten. Görülecek hemen her şeyi görmüş oldum sanırım. Bir ara bir sahafa girdim ve orada epey vakit geçirdim. Ufak bir kitap da alabilirdim aslında uçakta okumak için. Reader's Digest'i evveli gün bitirmiştim. Bir şey almadım ve almadığıma pişman da olmadım neyse ki. Delta Airlines, United'in aksine parasız film izleme imkanı sunduğundan yolda filmlerle oyalandım. Önce Peru'ya giderken yarıdan çoğunu izlediğim “I, Tonya”yı tamamladım sonra da geçen yılın ses getiren korku filmi "A Quiet Place" filmine başladım. Ne var ki, bu kez de bu yarıda kaldı. Filmin en heyecanlı yerinde uçak zank diye iniverdi. Hem iniş sert olduğundan hem de ben henüz uçağın o kadar alçalmış olduğunun farkında olmadığım için epeyce irkildim. 

Salt Lake City'e ya da rehberimizin telaffuzuyla "solik siti"ye dönecek olursak, kibar insanların yaşadığı, bu sakin, düzenli ve temiz Mormon şehrini beğendiğimi söyleyebilirim. Ekşi sözlükte biri şehri, sanırım daha çok coğrafi özelliklerinden dolayı, Afyon'a benzetmiş. Buna ek olarak şehir bize biraz da, düzenli ve medeni görüntüsünden ötürü belki, Eskişehir'i hatırlattı. 

Salt Lake City aynı zamanda bir kayak merkeziymiş. Bir ara burada kış olimpiyatlarının düzenlendiğini ben de hayal meyal hatırlıyorum. Şehir merkezindeki hediyelik eşyalar satılan bir dükkanda eyaletin bu yönüne vurgu yapan magnetler de vardı.

Dulles'a indiğimizde saat 23.30'u geçmişti. Son otobüse yetişememiştik. Uber için 45 Dolar ödemek zorunda kaldık. Yellowstone ve Salt Lake City'i güzel anılarla geride bırakıp tekrar sıkıcı şehrimize dönmüş olduk böylece... (9 Ekim 2018, 15.30)

Artist Point'te bir süre soluklanmak için bakınız: https://www.youtube.com/watch?v=-M1atJaFtAI

19 Ekim 2019 Cumartesi

YELLOWSTONE - I

Bu seferki durağımız ABD'nin ilk milli parkı olan Yellowstone. Sınırları Wyoming, Montana ve Idaho eyaletlerine yayılan park, dünyadaki gayzerlerin yarısından fazlasını içinde barındırıyor...


5 Ekim 2018

Başak daha erkenciydi, ben saat yedide onun gürültüsüne uyandım. 10.45'teki uçağımız için, kahvaltımızı yapıp sekiz buçukta evden çıktık. Metro ile Ronald Reagan Havaalanına kısa sürede vardık.

United Airlines, bize “personal item” dışında “carry-on” imkanı tanımadığı için tek valizimizi nihai varış noktasında almak üzere check-in işlemleri sırasında yetkililere teslim ettik. Teslim etmekle kalmadık, tek valiz için bir de 30 Dolar ödedik. Güvenlik noktasından geçmek üzereydik ki "kindle"ımı evde unuttuğumu farkettim. Yapacak bir şey yoktu.

Güvenlik kontrolünden sonra, gezimiz süresince okuyabileceğim bir kitap ya da dergi almak amacıyla ucağın kalkış kapısı yakınındaki Hudson News'a uğradım. Oradaki en ucuz ve taşıması en kolay okumalık olduğundan Reader Digest'te karar kıldım.

Uçuşumuz Chicago aktarmalıydı. İkinci uçuştaki ufak gecikme işimize geldi ve bu süreden yararlanarak bir şeyler atıştırdık.

Yolculuk sırasında, hem gece erken yatarım düşüncesiyle hem de boynumdaki hafif ağrı nedeniyle kendimi uçuş sırasında uyuyabilecek kadar rahat hissetmediğimden ara sıra uykum gelse de, zamanın büyük kısmını Reader Digest okumakla geçirdim.

Akşamüstü Salt Lake City Uluslararası Havaalanına vardık. İlk gece konaklayacağımız Ramada oteline, otelin sunduğu bedava shuttle hizmeti sayesinde kısa sürede ulaştık. Odamıza yerleştikten sonra yaklaşık sekiz dakikalık yürüyüş mesafesindeki Perkins Cafe & Bakery adlı bir restoranda iyice karnımızı doyurduk ve dinlenmek üzere tekrar odamıza döndük. Yarın, gün erken başlayacak... (21.56)

6 Ekim 2018

Sabah beşi on geçe kalktık. Hızlıca hazırlanıp kahvaltıya indik. Kahvaltı ABD standartları için fena değildi. İki çeşit yumurta bile vardı. Kahvaltıdan sonra eşyalarımızı toparladık ve tüm tur ekibi gibi rehberimiz Wei Chen ile saat 6.40 civarında lobide buluştuk.

Otobüsümüzün tekerlekleri döndüğünde gün henüz ağarmamıştı. Kısa sürede ilk durağımız olan Büyük Tuz Gölüne (Great Salt Lake) ulaştık. Burada kısa bir fotoğraf ve ihtiyaç molasının ardından asıl hedef olan Yellowstone istikametinde yola koyulduk.

Great Salt Lake
Arada, bir yerde daha ihtiyaç molası verdik. Bu molaya kadar ben genelde uyuyarak ya da uyumaya çalışarak vakit geçirdim. Başak ise ders çalışıyordu. Hedefe vardığımızda saat 12'yi geçmişti. İlk olarak bir Çin restoranında öğle yemeğimizi yedik. (Klasik seçimimiz olan beef lo mein ve sarımsak soslu patlıcandan şaşmadık.)

Ardından fazla vakit yitirmeden Yellowstone'u keşfetmeye başladık. "Old Faithful" ve "Grand Prismatic Spring" başta olmak üzere irili ufaklı bir çok gayzerle tanıştık. Bu yılın ilk karına da burada tanıklık ettik.

Yellowstone'daki gayzerlerin en ünlülerinden...
Yellowstone, soğuk ve ara ara yağmur ve kar yağışlı olsa da muhteşem doğasıyla bizi çokça etkiledi. Sararmış otlar ve yapraklar, türlü renkleri ve ziyaretçilerce merakla beklenen görkemli patlamaları ile gayzerler, bizonlar, geyikler... Belki ilk bakışta buraya gelmek için mevsim çok uygun gözükmese de, ilk günün sonunda Yellowstone'a gelmiş olmaktan, turdan ve halimizden gayet memnunduk.

Buffalolara dikkat!
Her yerde dumanlar ve haşlanmış fasulye kokusu...
Ekonomik gayzer
Yellowstone'da turkuaz gayzerler de var...
Castle Geyser
Ünlü gayzerin infilak anını beklerken... Britannica ansiklopedisine göre gayzer ortalama 90 dakikada bir 14.000 ila 32.000 litre sıcak su püskürtüyor.

Büyük Prizmatik Kaplıca Gölü; Tanrının bu muazzam eserini keşke havadan görebilseydik.
Yeni otelimiz White Buffalo'ya akşam sekiz sularında vardık. Odaya eşyaları bıraktıktan sonra Başak'la fazla vakit yitirmeden en yakındaki Old Town Cafe adlı restorana attık kendimizi. Başak buffalo etli hamburger denedi. Ben de standart bir hamburger yedim. Yemek sonrası soğuktan kurtulmak için hızlı adımlarla otele döndük. (22.45)

"Old Faithful"un beklenen infilakı için bakınız: https://www.youtube.com/watch?v=LJRzkU2kB4E

17 Ağustos 2019 Cumartesi

MAYALAR ÜLKESİ MEKSİKA-III

9 OCAK 2019:
Bugün Mayaların tarihi kıyı ticareti yaptıkları şehir olan ve aynı zamanda güzel bir sahile de sahip Tulum yolcusuyuz. Otelimizin birkaç sokak ötesinden kalkan colectivo isimli dolmuşlarda kişi başı 45 pesoya 1 buçuk saat içinde Tulum tarihi ören yerine varıyoruz. Burası oldukça geniş bir alanda kurulan bir kıyı şehri imiş, hatta İspanyollar ilk Hernan Cortes eşliğinde Meksika kıyılarında buraya geldiklerinde çevresinde örülmüş surlardan da etkilenerek “ Bu ne kadar büyük şehir tıpkı Sevilla kadar’ dedikleri söyleniyormuş. Ziyaretimizi gerçekleştirdiğimiz gün oldukça sıcak, güneş kremlerimizi ihmal etmiyor ve şehri gezmeye koyuluyoruz, özellikle deniz, yeşil kumsal ve tarihi kalıntılar üçgeni oldukça görkemli manzaralar vaat ediyor, bu arada iguanaları da ihmal etmemek lazım, burada çok fazlalar, denize nazır olsun, kalıntılar arasında olsun çok fazla poz veren iguanayı yakalamak mümkün.





Burada turist kalabalığı da Chichen İtza’yı aratmıyor. Alanı tamamladıktan sonra Isla Mujeres gibi güzel ve kumlu olan plajında denize giriyor ve dinleniyoruz.


Gerçekten denizden tarihi kalıntıların yeşille buluşmasını izlemek de çok hoş. Deniz keyfi sonrasında gene ana yola gidiyor, buradan bir colectivo yakalayıp bu sefer Tulum merkeze gidiyoruz ancak keşke gelmeseydik de diyoruz çünkü burası gerçekten gezinin en silik yerlerinden, çünkü oldukça gelişmemiş, pis ve yemekler yönünden de tatminden uzak. 
Ve ufak bir magnet arayışı da sonuçsuz kalınca dönüş yoluna geçiyor bir colectivoyla Playa del Carmen’e dönüyoruz, akşam gene 5. Caddede dolanıyor, bu sefer de aslında İspanyol kökenli bir tatlı olan churro’yu ayaküstü Nutella eşliğinde yiyerek günü tamamlıyoruz.

10 OCAK 2019:


Bugün Xcaret günümüz, Meksika’da birçok eğlence parkının (Xplore, Xenses gibi) sponsorluğunu da yapan en meşhur eğlence parkı, her tarafta afişlerini, rengarenk karikatürize servis araçlarını görmek mümkün. Bu seferki dolmuş maceramızda şoför bizi kazıklamayı başarıyor ve kısa mesafe olmasına rağmen kişi başına 50 peso alıyor. Neyse ki dolmuşun bıraktığı noktadan Xcaret parkına kadar Xcaret ücretsiz servisleri bulunduğumuz noktadan kalkıyor. İlk girişi tıpkı ABD’deki Walt Disney, Universal eğlence parkları benzeri. 

Girişte rengarenk papağanlar ve flamingolar bizi karşılıyor ve de sabah görmenin daha garantili olduğunu kelebekleri görmek için o bölüme doğru ilerliyoruz ve yol üstünde karşımıza çıkan Maya köyleri oluyor, buranın tasarımını oldukça doğal ve egzotik yapmışlar ve hemen yanında meşhur sualtı aktivitilerinin olduğu kısmı görmek mümkün oluyor, birçok kişi eğlence parkının  hemen hemen her yerinden geçen, adeta parkı çevreleyen deniz suyuyla doldurulmuş bu insan yapımı nehir boyunca yüzmeyi tercih ediyor. Biz burayı dışarıdan gözlemliyoruz.

Sonrasında ise kuşlar parkı gerçekten bizi çok etkiliyor, burada aslında Belize’nin milli kuşu olarak bilinen Tukan’ı görme fırsatımız oluyor, oldukça renkli bir tavus kuşu da yandan bize selam veriyor ve senkronik olarak komün halinde bir yandan diğer yana gezinen pelikanları da eş geçmemek lazım. Devamında koruma altına alınan ve yeniden çoğalmaları için bir üreme çiftliği kurulan kelebek pavilyonuna geliyoruz, ilk bölüm çok dikkat çekici olmasa da esas pavilyon kısmında ciddi anlamda enfes kelebekler bizi karşılıyor, birçoğu etrafa konmuş narenciyelerin üzerinde Ali’nin tabiriyle ‘şeker komasına’ girmek üzereler, birçoğu da bizle karşılaşmaktan çekinmiyor, özellikle dev mavi renkli ve küçük kırmızı-siyah kombinli kelebekler bizim için en çok dikkat çekici olanlar oluyor.

Ve kuş diyarının devamında Jaguar-Puma alanındayız ama şansımıza sadece pinekleyen bir jaguar ile karşılaşabiliyoruz. Ve hayatımızda hem ilk defa gördüğümüz, hem de ismini ilk defa duyduğumuz hayvanlardan birisi olan deniz ineği karşımıza çıkıyor burnunu su yüzeyinde gezdirip şu üzerindeki otları yakalayarak.

Koruma altına alınan kaplumbağalar kısmı ise diğer etkileyici kısım oluyor, birçok küçük havuzda kaplumbağalar yer alıyor, hele ki minik kaplumbağaların yüzmesini izlemek küçük çocuklar için en eğlenceli kısım olsa gerek diye düşünüyoruz. Xcaret’in denize yakın kısminda da adeta Maldivleri hatırlatan samandan çatılardan oluşan dinlenme alanlarından, palmiyelere uzanan altın sarısı ışıl ışıl bir kumsal kısmı var. Buradan Paradise River isimli gondolla ile adeta kendimizi adeta Venedik’te hissettirecek olan bir nehir turu yapılacak kısma geçiyoruz, yemyeşil ormanın içinde kısa bir yürüyüşün ardından bu tura katılıyoruz, hafif sivrisineklerin şişlemesine maruz kalsak da tur oldukça egzotik ve hoş geçiyor. Ve bu tür sonrası yolumuzun üzerinde diğer bir koruma altına alınan zarif hayvanlardan olan flamingolar bizi karşılıyor. 



Bu alanın ardından rodeo alanında akşam gerçekleşecek rodeo gösterisine hazırlanan grubu görüyoruz, gerçi akşam biz onları değil Espectacular gösterisini izlemeyi tercih ediyoruz. 
Espectacular gösterisi öncesinde Voladores gösterisinde, gene kostümlü 5 adam bir sırığa döne döne çıkıyorlar ve Playa Del Carmen’de gördüğümüz gösteriyi yeniden izleme fırsatımız oluyor böylece, gösterinin sonuna doğru ise X şeklinde bir düzeneğin etrafında dönmeye başlıyorlar ki o da bu gösterinin ikinci etkileyici kısmını oluşturuyor.

Sonrasında katedralin, hediyelik eşya mağazalarının ve de eski dönem klasik Maya evlerinden birisinin örneklemesinin yapıldığı bölgeye ilerliyoruz, klasik bir Maya evinin, hele ki Maya mutfağını, pişen tacoların modellerle gösterimi oldukça hoşumuza gidiyor. 


Buradan panoramik şehir manzarasını sunan Kule turuna çıkıyoruz, bir asansörle dönerek Isla Cozumel’İ dahi göreceğimiz kadar yüksek bir noktada çıkıyoruz ve oradan şehir, orman manzarasını döne döne izliyoruz. Bu kısım da oldukça etkileyici geliyor bize.



Akşamüstü olurken bu sefer de Maya köyünde gene oldukça etkileyici Mayaların kostümlü makyajlı, tütsü kokuları eşliğinde davullu flütlü müziklerini de içeren performanslarını sergiledikleri Maya seramonisine şahit oluyoruz ki oldukça yer bulmak zor oluyor showun güzelliğini çoğu kişi duymuş olsa gerek diye düşünüyoruz.Yeri geliyor başında büyük yeşil görkemli taciyla Maya kralı çıkıyor ve etrafta dolanıyor, yeri geliyor beyaz boyalı haliyle şaşkın bir Maya yerlisi sahnede kendinden geçercesine dansını yapıyor. 



Bu seramonin devamında beklediğimiz gece gösterisi olan Espectacular’ın öldüğü alana gidiyoruz ki burası da oldukça kalabalık zaten gösteri amfi gibi geniş bir alanda yapılıyor ve girişte adeta sinemaya girercesine içeceğini, patlamış mısırını alan bir kitle mevcut, mısır kokularına yenik düşüp biz de alıyoruz ve gösterinin başlamasını beklemeye koyuluyoruz. 


Gösteri başlamadan herkese renkli kağıt Meksika kızı maskotunun etrafına sarılmış mumlar dağıtıyorlar, gösteri başlamadan elden ele herkes mumlarını yakıyor, hava kararırken bu mumlar eşliğinde gösteri açılıyor, ilk bölümde önce Maya köylerini görüyoruz, burda ball game court kurup iki takım maç yapıyor ki bizde bu oyunun nasıl oynandığını görmüş oluyoruz ve devamında oyunu ateş topuyla oynamaları seyircilerde adrenalin seviyesini oldukça yükseltiyor, oldukça başarılılar hepimiz hayran kalıyoruz cesur gösterilerine.

Sonrasında adeta tiyatroya dönüşüyor gösteri; Hernan Cortez önderliğinde haçlı ordusu Mayaların topraklarına geliyor ve o malum karşılaşma; Mayalar ve İspanyol ordusu. Oyunda Cortez’in buraya gelişi ne bir başarı ne de bir yenilgi olarak yansıtılıyor. Ve sonrasında yerliler ve İspanyolların barış ve kaynaşma dönemi, adeta denizaltında deniz anaları, yosunları ve diğer deniz canlılılarını yansıtan renkli ışıklarla taçlandırılan bir seramoni ve ara veriliyor. Aranın ardından ise Meksika devrimini anlatan bir kısım, sonrasında yaşlıları temsile eden bir grup ellerinde bastonları ile sahneyi alıyor, kostümleri ve maskeleri ile hem komik hem hoş bir gösteri yapıyorlar ve Meksika’nın belirli yörelerinden dans gösterileri sırayla sahneleniyor, kimisi atlar eşliğinde iplerle adeta rodeo yapıyor, kimisi renkli elbiseli kızların kol kola dansı ya da kızlı-erkekli farklı farklı yöresel figürler. 

Ve bizim çok bilemediğimiz fakat Meksikalıların dört bir ağızdan eşlik ettiği geleneksel Meksika şarkılarını seslendiren şarkıcıların çıktığı kısım geliyor. Bu son kısım bir Eurovizyon havasını hissediyoruz. Son toplamda oldukça uzun sürse de Meksika kültürünü, kısmen tarihini ve şarkılarını tanımak adına oldukça doyurucu ve keyifli bir gösteri izlediğimizi fark ediyoruz. Hatta bu gösteri Meksika topraklarında genel olarak bilinen ve sevilen bir gösteri olsa gerek ki sadece akşam gösterisi için de biletler satılıyor olduğunu öğreniyoruz. Ve günün sonu. Günümüz oldukça keyifli geçmiş oluyor, Meksikalıları böylesine hem yeşili hem nesli tükenmekte olan hayvanları koruyan bir eğlence parkı yapabilmeleri noktasında takdir etmemek mümkün değil.


11 OCAK 2019:

Bugün zenginler adası olarak bildiğimiz Isla Cozumel’e gidiyoruz, gene Ultramar’ı kullanmak istesek de daha ucuz bulduğumuz Ferry Fast ile gitmeyi tercih ediyoruz. Yaklaşık yarım saat içinde adadayız, önce turistik bölgeyi geziyoruz ki sonunda zevkli bir grup magnet bulup magnet alışverişimizi burada tamamlıyoruz. Sonra kıyı boyunca ilerleyip kıyıda gördüğümüz heykelleri ve denizde yan yatmış, batmak üzere duran gemileri fotoluyoruz. 




Ve denize girmek de istiyoruz ama yürüyerek bir sahile ulaşmamızın mümkün olmadığını anlayıp taksiye biniyor ve en yakındaki – ki o bile taksiyle yarım saati geçiyor-Playa Palancar’a gidiyoruz, burası yarısı özel plaj olan (yani şemsiye ve deniz yatağı alma zorunluluğu olan kısım)yarışı ise halka açık (yani yere kendi havlusunu sererek turistlerin oturduğu kısım)bölge olarak ayrılıyor,biz halka açık kısımda takılıyoruz, buranın denizi de Isla Mujeres’ i aratmıyor, hem çok temiz, sığ ve kum...



Son denize girişimizi de tamamlayarak taksiyle ferry’nin kalktığı yere dönüyor buradan da akşamüstü ferry’si ile Playa del Carmen’e dönüyoruz. Ve akşam yemeği olarak kendimizi gene beğenilen, Türk damak tadına hitap eden Don Sirloin’de buluyoruz, bu sefer sırloin’İ ben taco icinde, Ali burrito içinde denemeyelim diyoruz. Tam restoranın yan kısmında ise sonradan her köşe başında olduğunu fark ettiğimiz Marquesitas seyyar sokak satıcısını izleme fırsatı yakalıyoruz, elinde krep yapma makinesine benzeyen bir tost makinesi var. Krep hamurunu makinede pişirip arasına isteğe göre çikolata sosu, Nutella,muz katarak dürüm haline getirip özellikle çocuklara leziz görünen tatlılar sunuyor, bizim yemek yeme süremiz boyunca 15,20 müşteriyi ağırlıyor bu sokak satıcısı ki burada bu tatlinin ne kadar sevildiğini gösteriyor. Aslında yemek öncesi pişen krep kokusunun eşliğinde açlıkla beraber oldukça cazip gelse de tatlı alma noktasında vazgeçiyoruz. 

Ve son akşam dolaşmamızı 5. caddede yaparken hatıra tadından ufak kartpostallar alıyoruz ve sıcak çikolatasının meşhur olduğunu duyduğumuz Ah Cacao Chocolate’a gidip vanilyalı tarçinli sıcak çikolatalarımızı içip günü noktalıyoruz.







12 OCAK 2019:




Bugün dönüş günümüz ama otel çıkışımız öğlen, servis saatimiz de 1 olduğu için yarım günü değerlendirmek adına bavul hazırlığı sonrası son bir defa etrafta dolanıp, kıyıda deniz manzarasını seyredip otele dönüyoruz. Ve servisimiz bizi tam saatinde alıyor, bizden sonra Hlton’dan Amerikalı bir aileyi daha alıyor ve Cancun yakınlarında bir Amerikalı bir aile daha. Bu iki ailenin konuşmalarından Cancun’u ABD’lilerin ne kadar çok ziyaret ettiklerini anlıyoruz, birbirilerine belki 20 yıldır hangi reşortlara gittiklerinden, reşortlarda akşam gösterilerinin ne kadar eğlenceli olduğundan bahsediyorlar. 




Ve Cancun havalimanınındayız, bu esnada DC’de Karlı bir hava olduğunu da öğreniyoruz, hafif onun tedirginliğini de yaşıyoruz ama bu sefer gelişimizden daha da az bir türbülans ile DC’ye akşam 8 sularında iniyoruz ve tabiki yoğun kar yağışı bizi karşılıyor, denizli güneşli bir havadan soğuk karlı DC havasına tam bir tezatlığa geçiş yapıyoruz.

9 Ağustos 2019 Cuma

MAYALAR ÜLKESİ MEKSİKA-II


6 OCAK 2019:

Bugün Cancun merkezde takılıyoruz, sabah ilk olarak kahvaltı için sonradan gideceğimiz Maya Arkeoloji Müzesine yakın bir yer olan Marina Sunrise’da denize nazır kahvatımızı yapıyoruz. Kahvaltımız kişi başına 3 yumurtalı bir menemen tadında yumurta, taco ve püre haline getirilmiş Meksika fasulyesinden oluşuyor. Garsonumuz hemen yemeği nasıl yiyeceğimizi tariff etmeye başlıyor, taconun üzerine fasulyeyi sürüp sonra yumurta ve en sona acı soslardan dökerek yememiz gerektiğini öğreniyoruz ama buradaki acı sosları kolay kolay bir yemeğe sürmek mümkün değil, ancak tadımlık tatmak mümkün olabiliyor. 




Bu oldukça dev kahvaltının ardından ilk noktamız olan Maya Arkeoloji Müzesindeyiz, giriş oldukça sakin görünüyor, önce üst kattaki müzeyi geziyoruz; burası Maya çömleklerinden, kaplarından çömlekten yapılan jaguar desenli kafatasları, maskelere kadar 400 kusur eserden oluşuyor, ABD’deki müzeleri düşününce aslında o kadar da büyük ve detaylı gelmiyor bize. Bu kısmı tamamlayıp arkeolojik kazı alanının yapıldığı kısma geçiyoruz, önce biraz da absürd olan rengarenk tasarım dinazorlar karşılıyor bizi, bu kısım müze için biraz da ayrıksı kaçmış açıkçası. Kazı alanın yapıldığı yerde ise zamanında Maya yerlilerinin yaşadığı Maya evleri varmış. Burası yemyeşil haliyle adeta küçük bir Amazon ormanları tadında duruyor. Vee iki günlük arayışımız sonucunda Meksika’daki ilk iguanamızı görüyoruz.(Ki daha sonra Tulum ve Playa Del Carmen’de bol bol göreceğiz.) İguanalar insan gördüklerinde kaçmak yerine taş kesilerek dönük bir hale bürünmeyi tercih ediyorlar.


Burdan bir turistik klişe olan renkli Cancun yazısının yer aldığı Playa Delfines’e gidiyoruz. Tabiki bir foto kuyruğunun ardından biz de o klasik turistik fotolardan birisini yakalıyoruz. Ve devamında o meşhur belediye otobüslerine binerek Hotel Zone bölgesinden çıkarak Cancun merkeze turistik eşya ve meyve sebzenin satıldığı pazarlar olan Mercado 28 ve 23’e geçiyoruz. Mercado 28 turistik süs eşyalarının olduğu Pazar imiş. Burada original desenli kafa taşı objelerini görüyoruz her renk ve desenden görmek mümkün. 

El yapımı olanlar daha özenli ve zevkli. Onun dışında porselenden yapılan kafataslarını –ki bunlar daha sıradan görünüyor- her an her yerde bulabilmeniz mümkün. Magnetlerden, Maya takvimlerine, anahtarlardan Maya vanilyasına ya da oksidian taşından vazolara çok geniş yelpazede sus eşyaları mevcut.
Lakin bu pazarlarda yol üstünde çığırtkan ve sırnaşık satıcılardan kurtulmak gerçekten çok zor. Amigos, Chikos diye bağırarak yanınıza yaklaşıyor ve ısrarcı biçimde sizi dükkanlarına çağırıyorlar. Bir Maya takvimi almak istediğimden bunlardan birisine yenik düşüyor ve alıyorum.  Mercado 28 in içinde de dolandıktan sonra satıcılar bizi gerçekten yoruyor ve Rooster isimli bir kahveci de mola veriyoruz. Sonrasında niyetimiz meyve sebze pazarı olan Mercado 23’e geçmek lakin günlerden Pazar olması sebebiyle burası erken kapanıyormuş, orijinal tropikal Meksika sebze meyvesini ne yazık ki göremiyor ve Hotel Zone’a geri dönüyoruz. Merkezde biraz dolanıp Suffin Taco’da gene Meksika yemeklerimizi yiyip bu sefer de ananasın içi oyularak servis edilen Coco Loccolarımızı yudumlayarak günü sonlandırıyoruz.


7 OCAK 2019:

Bugün Kadınlar Adası olan Isla Mujeres’e gideceğiz, Ultramar firmasının ferry servisleri ile adaya geçip 1 gece orada konaklayacağız. Ancak bize yakın olan Playa Caracol durağında hiçbir hareket göremeyince erken de adaya geçmek istediğimizden daha merkezi olan Playa Tortugas durağına otobüsle geçiyoruz, bavullarla iki ayrı otobüse binip inmek biraz eziyetli de olsa sonuçta biletlerimizi alıp ferry’e biniyoruz. Yaklaşık yarım saatlik yolculuğun ardından yay biçimden uzanan bir ucundan diğerine sadece 1 buçuk saatlik yürüyüşle ulaşılabilen minik adaya varıyoruz. Otelimiz Bahia Chac Chi sanslıyız ki ferry durağına çok yakın ve Cancun Flamingo otelde olduğu gibi deniz manzaralı. 

Burada da 3 e kadar check in bekleme durumumuz olunca kahvaltı yapmak üzere adanın Merkez tarafına geçiyoruz, North Garden diye  bir mekanda yumurta ve pancakeli kahvaltımızı yapıp el yapımı kuru kafa arayışına başlıyoruz ki neyse ki arayışımız uzun sürmüyor, kısa sürede birçok dükkanda bu zevkli renkli kurukafalar bizim de dikkatimizi cezbediyor.



Ve kısa bir pazarlığın ardından kurukafalarımızı alıp burdan Meksika’nın meşhur renkli mezarlıklarından birini de öğrelim gayesiyle mezarlığa geçiyoruz. Gerçekten ölüler günü geleneğini de düşününce Meksikalılar ölüm olayını kederden uzaklaşarak renkli bir anma töreni olarak düşünüyorlar. Buradaki mezarlıkta da renkli çiçekler,mezar taşları ile inşa edilmiş denilebilir, yerler kumlu ve güneş tepedeyken burada olduğumuz için çok uzun kalmıyor buradan taksiye atlayıp adanın güney kısmında aslında gündoğumunun güzel izlendiği Punta Sur’a geçiyoruz.


Gerçekten yeşille turkuazdan derin parlement mavisine uzanan geniş br renk yelpazesinde denizden çok güzel manzaların yakalandığı bir nokta burası, bir Maya tanrıçası nın heykeli ve iguana heykeli hemen girişte bize gülümsüyor. Bu noktanın biraz ilerisinde çok anlam da veremediğimiz para verilerek alana girilen içinde post modern Maya kalıntıları benzeri eserlerin sergilendiği bir kısım var, buraya girmeye çok gerek duymuyoruz, çünkü bizim bulduğumuz bölgede görsel bir ziyafet sunuyor zaten bize.




Buradan bir taksi şoförü ile pazarlık yapıp otele dönüyor uygun fiyat dönüyoruz,(Meksika’da özellikle taksilerde pazarlık buranın olmazsa olmazı) mayolarımızı giyerek North Beach'gidiyoruz. Niyetimiz hem denize girmek hem de günbatımını buradan izlemek. İlkinde bir sorun yaşamıyoruz, gerçekten denizi adanın oldukça güzel, dingin, pırıl pırıl hele ki Cancun’un dalgalı anaforlu denizinden sonra. 
Fakat ne yazık ki akşamüstüne doğru rüzgar başladığı için ve de bulutlar ufka doğru toplandığı için daha fazla kıyıda kalamıyor, otele geçiyoruz, ancak tam da gün batımı esnasında Meksika’nın değişken havasını kanıtlarcasına bulutlar ufukta dağılıyor ve şanslıyız ki biz de otelin penceresinden kızıl günbatımını izleyebiliyoruz. Isla Mujeres’in akşamı daha sönük gündüze göre, sınırlı sayıda sokak canlı ve dükkanlar açık, burada gene diğer günleri aratmayacak leziz bir Meksika yemeği yiyoruz. Günün sonu, ertesi gün Playa del Carmen yolcusuyuz.




8 OCAK 2019:

Isla Mujeres’den dönüşümüz gelişimiz kadar sancılı olmuyor, ferryinin ardından indğimiz noktadan hemen bir Cancun otobüsü yakalayıp onunla Meksika’nın adeta Kamil Koç’u sayılabilecek Adobus otobüsleri durağının çok yakınına varıyor, Playa de Carmen biletlerimizi alıp 1 buçuk saatlik yolculuk ardından yeni durağımıza varıyoruz, buradan sonraki 4 gece burada konaklayacağız. 
Otelimiz One otobüs duraklarına bir sokak mesafede, gerçi biz ters taraftan çıkıp meşhur Avenue 5’ini dolanarak otele varıyoruz, ama ilk olarak Avenue 5’i görmek adına güzel de oluyor. İlk olarak deniz öncesi biraz çevreyi turlayıp sanat galerilerini gezelim istiyoruz. Ancak meşhur renkli boncuklardan ev yapımı yapılan sus eşyalarının sergilendiği sanat galerilerinden birisinin adresini iphone’un aziziliğine uğrayarak bulamıyor yanlışlıkla Playa del Carmen’in arka sokaklarında sıcakta dolanmak zorunda kalıyoruz. 

Sonradan Avenue 5 tarafına geri dönüp burada başka bir sanat galerisinden ilginç kuru kafalar, Frida’dan tasarım tablolarını  buluyoruz. Gene Frida öğeli çantalardan tshirtlere, anahtarlıklardan cüzdanlara çok çeşitli sus eşyalarını ucuzundan pahalısına Playa del Carmen’de birçok  bulmak mümkün. Meksikalılar kuru kafa imgesini de Tshirtlerden sus eşyalarına, bardaklara kullanmayı çok seviyorlar, meşhur acı biberleri jalabeno’yu da anmadan geçmek olmaz, bu biberleri de büyüklü küçüklü şişelerde dükkanlarda satıyorlar. 


Bu ufak çevreyi tanıyalım türü ardından Parque los Fundadores’de denize girmek için gidiyoruz, parkın girişinde meşhur Voladores denilen geleneksel kostümlü 5 kişinin bir sırığın tepesine çıkarak sergiledikleri oyunun oynanmaya başladığını görüyoruz ve izlemeye koyuluyoruz, oyunda flüt ve davul çalan kostümlü adam en tepeye çıkıyor ve sonra diğer dördü çıkıyor ve kare şeklinde bir düzenek etrafında dönmeye başlıyorlar, aslında bunlar bir kuşun kanatlarını sembolize ediyorlarmış, sonra kendilerini belli bir noktadan iplerle aşağı bırakıyorlar ve bas aşağı dönmeye başlıyorlar ta ki ip yere doğru uzanana kadar, oldukça cesaret isteyen ilginç bir gösteri bu, daha sonra X-caret gününde de tekrar bu oyunun sergilenmesini izleyeceğiz. Devamında Parqur los Fundadores’de deniz Isla Mujeres denizi gibi temiz ve dingin değil. 


Sonrasında adeta bir Türk dönercisi havasını da solumak adına Don Sirloin’e gidiyoruz, Sırloin bu çevrede oldukça tercih edilen bir et turu, aynen bizim et döner gibi pişiriyorlar, sırloin diye dana etinden ve domuzdan etleri döndüre döndüre pişiriyorlar. Gerçekten oldukça lezzetli sırloinlerimizi ben bürrito şeklinde, Ali Meksika baton ekmeğinde yiyoruz, yanında da her zamanki gibi kişnis otunun katıldığı ufak salata ve jalabeno sos ve ekstra diğer acılar geliyor, bir de ananas, soğan ve biberden yapılan ufak bir salata var ki ananasın aslında salatalarda kullanabileceği younunda ufkumuzu açmış oluyor. 
Sonra gene turistiklerin toplandığı civcivli alanda biz de dolanıyoruz, rengarenk kıyafetlerin satıldığı butikler mevcut, Wayan da bunlardan birisi. Örneğin zamanında Mayalı kadınların giydikleri uçları renkli çiçekli adeta şile bezinden yapılmış elbiseler var, bunları da halen yerli kadınlar giyiyor.