25 Aralık 2017 New Orleans:
Bugün Christmas günü, dolayısıyla birçok müze ve resmi yerin kapalı olduğunu bilerek hareket etme kararındayız. Kahvaltılık mekan bulmak dahi bizim için zor oluyor. Amerika’da yeme içme mabedi olan Starbucklar bile kapalı, neyse ki Amerika’nın bir diğer demirbaş kahvaltıcısı olan I-hop isimli pancake zincirinde bir kuyrukta beklemeye katlanıyor dahi olsak yer buluyoruz, pes etmiyoruz ve kahvaltımızı yapıyoruz. Önce gitme ihtimalimiz olan kendisini ancak Şubat ayında yakalayabileceğimiz için ancak kostümlerinin sergilendiği Marti Gras müzesininin önünden geçiyoruz. Devamında Armstrong parkında hem Armstrong’un meşhur heykelinin görüyor hem de 17-18 yüzyılda kölelerin hem bir araya gelip dans ettiği, hem de büyücülük faaliyetinde bulunduğu meydanı görüyoruz. City park’tan sonra burayı da görünce New Orleans'ların park konusunda Amerika’nın birçok bölgesinde olduğu gibi ne kadar şanslı olduklarını anlıyoruz.
Sonrasında, Frenchmen sokağı'na doğru geçiyoruz, burası da kendine özgü tasarım evlerin olduğu daha orta sınıf halkın yaşadığı bir bölge. Burada da Bourbon’a benzer gece hayatının renkli olduğu ve canlı bar ve cafelerinin olduğu kısımda dolanarak rengarenk fotolar yakalıyoruz. Devamında kendimizi gene bir New Orleans klasiği olan French Market’te buluyoruz, burası aslında normal günlerde bildiğin pazar, ama Christmas günü olduğu için az sayıda açık satıcı görüyoruz, biraz Sıhhiye pazarı havasını da solutmuyor değil :) Anısına elektro gitar şeklinde bir kolye almayı ihmal etmiyorum. Buradan da yürüye yürüye French Quarter’a kadar gelip, bu sefer gündüz gözü buraları yeniden fethediyoruz. Vee Missisipi kıyısındayız, çok da görkemli olmasa da gene bu şehirle özdeşleştiği için onu görmeden gitmek olmaz elbette. Ve de tarihi önemi ile Natchez gemisine uğruyoruz ve bu sefer de Missisipi yanında bir parka :)
Öğleden sonraki güzergahımızda ise New Orleans’in 19 yüzyıl evlerinin tipik örneklerinin koruma altına alındığı Garden District bölgesine geçiyoruz ama bunun için ne kadar sıkı yürüyüş yaptığımızı bir biz biliyoruz. Evler gerçekten özel bahçeler içinde, her biri nevi şahsına münhasır malikaneler tadında. Dönüşte ise gene bir New Orleans lezzetini tatmak için Bourbon’da bir kafedeyiz, önümüzde Hurricane isimli şerbet tadında bir kokteyl var :) Aslında buraya gelişimiz da ufak çaplı olaylı, önce Pat O'brien isimli bu kokteyli ile meşhur mekanda yemek yemek istiyoruz ama uzun ve sancılı sırayı görünce kararımızı değiştiriyoruz, yemek sorunu bu kentte ne yazık ki yakamızı bırakmıyor, neyse ki otelimiz yakın, marketten aldığımız atıştırmalıkların ardından kokteyllerimizi yudumlamaya bu mekana geçiyoruz. Ve yorgun günün sonu.
26 Aralık 2017-New Orleans:
Bugün meşhur bir kahvaltı mekanı olan Ruby Slipper’dayız. Ortalama bir Amerikan kahvaltısı sunuyor bize bu mekan. Ayrıca, Amerikalıların örneğin yerfıstıklı pancake’in yanında nasıl domuz pastırması yediklerinin bir örneğini de görerek şaşmaktan kendimizi alamıyoruz. Bugün soğuk bir gün. Bourbon, Royal, Chartles sokaklarında sanat galerilerini gezmeye başlıyoruz ki New Orleans’ta hem sayısı hem çeşitliliği ile sadece bu galerileri gezmek bile günlerimizi alabilir. Önce eski tüfeklerin, paraların sergilendiği bir galerideyiz, devamında buranın simgesi haline gelen ‘mavi köpek’ tablolarının olduğu bir sergi derken Voodoo müzesindeyiz.
Küçük ama özgün ve yerini bulmakta da oldukça güçlük çektiğimiz bir müze burası. Gizemli havası, otantik müzikleriyle, tütsü kokusuyla, kapıda bekleyen biraz da efsunlu bir havası olan ve de bize ‘Müzeyi gezmekte emin misiniz?’ diye bir soruyla gelen müze görevlisi ile bize mistik bir yerde olduğumuzu hissettiriyor. Büyüde yılanın önemini, zombilerin büyü ile ilişkisini anlatan metinleri ve objeleri, insanların büyü sonucu gerçekleşen dilekleri için müzedeki sunaklara bıraktıkları kağıt, fotoğrafları madeni paralardan, sigaralardan, boncuklara çok çeşitli adak objelerini görmek mümkün, büyünün Afrika’dan nasıl Amerika kıtasına geldiğine ilişkin haritalar da olayın tarihsel boyutunu görmek adına oldukça bilgilendirici. Marie Laveau bu voodoo müzesine ev sahibesi olarak büyünün yaygin olduğu 18 yy daki meşhur spritüel şeylerle ilgilenen bir bitki uzmanı aslında. New Orleans’i sarı hummanın kırıp geçirdiği dönemlerde ortaya çıkıyor. Laveau hakkında detaylı bilgiler de müzede bulunuyor.
Bu mistik müzenin ardından civarında voodoo dükkanları da var, buralardan da tütsü, voodoo bebeği vb hediyelik objeler almak mümkün, hatta her bir voodoo bebeği farklı niyetlere hizmet ettiğini öğreniyoruz şans, para, evlilik, iş yeri mutluluğu gibi. Yani kısacası voodoo ve benzeri spiritüel faaliyetlerin oldukça ticari, turistik bir pazar haline geldiğini New Orleans’ta net biçimde gözlemleyebiliyorsunuz. Bu mağazaların bir kısmında büyünün hep kötüye yorulmasının yanlış bir algı olduğuna, aslında iyi amaçlarla iyi ruhların çağrılma amacına da hizmet ettiğine dair açıklamalar, metinler de bulunuyor. Büyülü mağazaları bir kenara bıraktından sonra renkli sanatı ile bilinen James Hayes’in galerisine gidiyoruz. Burası İngiliz çağdaş sanatçı Greyson Perry’i bize hatırlatıyor, buranın özgün renkli havasından bir anı kalsın diyerek voodoo bebekli bir anahtarlık alıyorum. New Orleans sokaklarının diğer bir ilginç yanı hala bazı özgün müstakil evlerinde gaz lambasının kapılarında asılı olması, o gotik atmosferi nasıl da yaşattıklarını gösteriyor. Belki de hala var olduğuna inanıyorlarsa spritüel varlıkları kovmak için hala gaz lambası kullanıyorlar kim bilir?:)
27 Aralık 2017-New Orleans:
Ve New Orleans’ta son günümüz, bu bölgenin meşhur cafesi olan P&J cafede kahvaltımızı yapıp New Orleans’a özgü konsept bardaklarda kahvemizi yudumlayarak New Orleans Museum of Art’a doğru yola çıkıyoruz. Bu müzenin ilk katı daha çok Rönesans eserlerine, Missisipi’ye iliskin tarihten bugüne fotoğraf sergisine ayrılmış, ikinci katta Louisina sanatçılarının (N.A.Crosby gibi) özgün eserlerinden J. Miro’nun sürreal eserlerine ve Japon sanatçıların heykel yapıtlarını görmek mümkün.
En etkileyicisi belki Maya, Aztek eserleri ile başlayıp Afrika maskeleri ile bezenmiş Afrika sanatı eserleri ile devam eden 3.kat, oldukça original. Müzenin devamında son New Orleans yemeğimizi de vejetaryan bir lezzet olan Muffuletta ile tamamlıyoruz, kendisi turşulu peynirli bir sandiviçten çok da öteye gitmiyor aslında :) Ve akşam vakti tekrar Tampa yollarına düşüyoruz.
28 Aralık 2017-Tampa:
Bugün Busch garden isimli roller coster'larından oyun parklarına türlü eğlence aktivitelerinin olduğu Tampa’nın meşhur eğlence parkına gidiyoruz. Buraya aldığımız paket program olan City pass ile gidiyoruz. Amerika’da Citypass uygulaması birçok turistik şehirde mevcut ve turistik yerleri kısa sürede ekonomik biçimde gezmek için iyi bir fırsat sunuyor.
Ufak bir trenle park çevresini dolanıp zebradan devekuşuna çeşit çeşit hayvanları görünce hayvanat bahçesinde olduğumuz hissine kapılıyoruz. Adeta birgün sonra gideceğimiz Orlando-Walt Disney safarisi için hazırlık oluyor, pembe pelikanlarında yolda karşımıza çıkması ayrı bir güzellik ve burası gerçekten yeni yıl ışığını barındıran bir park. Akşamın olması ile her tarafta irili ufaklı süslenmiş ağaçlar ışıldamaya başlıyor, benzer Christmas havası ertesi gün gideceğimiz Walt Disney-Orlando’da bu kadar belirgin değil açıkçası. Ve Ali’yle bir roller coaster a da binmeden günü tamamlamıyoruz :) Bu macera da gene safari benzeri ertesi gün Orlando-WaltDisney’de tecrübe edeceğimiz Himalaya coaster’ına hazırlık oluyor ;) 2,3 dakikalık oldukça kısa ama bir o kadar da adrenalin dolu tecrübe bu da :)
29 Aralık 2017- Orlando-Walt Disney:
Bugün bir Orlando klasiği olan Walt Disney yollarına erken saatte düşüyoruz. Walt Disney tema park ve su parkları olarak temel olarak ikiye ayrılıyor. Tema parkların içinde de Magic Kingdom, Animal Kingdom ve Epcot olarak farklı farklı alt parklar mevcut. Amacımız Walt Disney’in sadece Animal Kingdom parkını gezmek. Zaten bu parkların bir tanesi bile o kadar devasa ki bir alt parkın bile tamamını birgünde hakkıyla tamamlayamıyorsunuz. Fast-pass yani hızlı geçiş opsiyonunu kullanarak buradaki çılgın kuyruklardan kurtularak katılmak istediğimiz Safari, Flight of Avatar ve Himalaya turlarıni garantiliyoruz. Avatar popular bir etkinlik olduğundan fast-pass hızlı geçiş sırasına yetişemiyoruz, diğer ikisine ise uzun çabalarla fast pass-hızlı geçiş opsiyonunu yakalıyoruz. Aslında Walt Disney’e geliş zamanlamamız çok doğru değil çünkü okulların tatile girdiği ara dönem olduğu için parklar aşırı kalabalık hava oldukça kapalı ve soğuk olmasına rağmen. İlk olarak Avatar etkinliklerinin olduğu bölgeyi geziyoruz, dışarıdan bile ne kadar inanılmaz, hayali bir dünya yaratıldığını görüp etkileniyoruz. Sonrasında Harambe denilen Afrika bölgesinde gerçekten Afrika’nın kırık dökük yıkık havasını solutan bir havada ve tabiki Afrika müziği yapan renli pazenden elbiseleri ile bir müzik grubunun etnik etkinliği var, buradan eski püskü bir Afrika treni ile – trenin tavanıdan sarkan bavulları olsun, ağır aksak ilerleyişi olsun ihmal etmemişler o havayı tam solutmayı- Walt Disney’in Afrika havasındaki bölgesini trenle dolanıyoruz ve özellikle çocukları bilgilendirmek için envai çeşit böceğin ve hayvanın sergilendiği kapalı sergi alanını geziyor, tarantuladan küçük kuzulara çeşit çeşit hayvanları görüyoruz :)
Klimanjaro Safari öncesinde orangutanların doğal yaşam alanında bize ufak bir gösteri yaptıkları bölgede dolanıyoruz, rengarenk balıklar ufak göletlerde süzülüyor ve Safarideyiz :) Gerçek safari havasını solutan jeep turu araçlarımızla ilerliyoruz, zürafalar, filler, aslan, pelikanlar doğal yaşamına şahit olduğumuz bir grup canlı. Walt Disney’de bu tip etkinlikler çok rağbet görse de çok uzun sürmüyor örneğin bu safari etkinliği 15 dk ki sonraki etkinliklerde aslında bu sürenin dahi uzun olduğunu anlıyoruz. Ve yaklaşık 3 saat sürecek Avatar çilesi başlıyor:) O kadar gelmişken başka arkadaşlarımızın da tavsiyeleri doğrultusunda bir avatar etkinliğine girmeyi kafaya koyuyoruz, bu tarz tema parklarında etkinliklerin kuyruğunun sonunda tahmini bekleme süresi hakkında sizi bir tabelayla bilgilendiriyorlar, Avatar; Flight ve Navi River olmak üzere iki temel etkinliği barındırıyor. Flight için bekleme süresi – bu daha meşhur ve tercih edilir olanı- 3 saatken, Navi river da bu süre 2 buçuk saat. Nedense o yarım saat gözümüze batıyor ve nehir turu (Navi river) için beklemeye başlıyoruz. Etkinliğin dışında biten 2 saatin sonunda beklemenin sonunda mıyız? Tabiki hayır, asıl içerde bizi bekleyen sıra fazlasıyla yorucu oluyor artık kendi aramızda konuşulacak konuları dahi bitirdiğimiz için ufak kelime oyunları oynamaya başlıyoruz :) Arada etkinliğe başlayan grubun çığlıkları yükseliyor ama içeri girince anlıyoruz ki 3 buçuk saat sonunda bizi bekleyen etkinlik sadece 3 dakika :) Bu kadar uzun süre beklemeye hem süresi hem de içeriği olarak bir nebze hayal kırıklığı oluyor bu etkinlik bizim için aslında. Ufak kayıklarla hayali üç boyutlu bir dünyaya dalıyorsunuz, bioluminescence denen özel ışıklandırma ile büyülü bir ortam ve adeta gerçek gibi görünen üçboyutlu simülasyon canlılar içerde bizi bekliyor ama cidden o kadar beklemeye değecek bir performans olmadığını anlıyoruz. Ve çıkışta diğer etkinlik saatimizin yaklaşması sebebiyle Himalaya-Everest coaster’a doğru koşturuyoruz, yolda gördüğümüz bir lir performansı da bizi ayrı etkiliyor. Burası her anıyla etkinlikler cenneti, birinden diğeri geçmek hiç de zor değil aslında :) Ve Himalayalar-Everest uzaktan içerden gelen biraz da ürkütücü çığlıklar eşliğinde yaklaşıyor. Hava da kararmak üzere o da bizi ayrı ürpertiyor, Himalaya-Everest girişinde Evereste ilişkin (yüksekliği, tırmanış enstantaneleri, esrarengiz olayları gibi) ufak bir müze de var ama gözümüz heyecandan pek de onu göremiyor :) Ve başlıyor 3 dk.lik heyecan.
Aslında ilkten yavaştan başlayan trenimizle olan ilerleme sonrasında Walt Disney etkinliklerini kuşbakışına yakın izlediğimiz boyuta geliyor. Asıl çılgınlık ise yolun bittiği noktada oluyor, trenle bir anda geriye doğru inmeye başlıyoruz. bir de Ali'yle trenin en arkasındaki koltukta oturmamız en dipte ya da en zirvede olmamızı sağlıyor ki bu da adrenalini katmerlendiriyor. Bir de Himalaya’nın karanlık mağaralarına daldığımız kısımlarda nasıl bir hız ve kıvrımla ilerlediğimizi kelimelerle açıklamak pek de mümkün değil, zaman ve yer kavramı adeta birbirine giriyor:) Bu mağaraların birinde Himalaya’nın esrarengiz canlısı Yeti’nin gölgesini görüyoruz gerginliğe gerginlik katmak için orada :) Etkinlik sonunda şaşkın, sersem ama mutluyuz :) Çıkışta o meşhur adrenalin anlarında çekilen fotoları da görebiliyoruz suratlarımızdaki çılgınca ifade her şeyi özetliyor :)
Sonrasında "Awakening Tree of Life" olarak bilinen etkinliğe ilerliyoruz, Tree of life Animal Kingdom’un meşhur ağacı, kabuğunda doğa canlılarının yontulduğu yemyeşil kocaman ağacın üzerinde gece rengarenk bir ışık gösterisi var. New age müzik eşliğinde Himalaya sonrası biraz dinginleştikten sonra karıncaların tanıtıldığı aslında daha çok çocuklar için olan ama 4 boyutu ile büyükleri de etkileyen karıncalara dair etkinliğine giriyoruz, bu hasarelerinin kokusundan, koltuk altından verilen tırmalama efektine kadar interaktif bir 15 dk yaşıyoruz. Devamında günün jübilesini "River of Light" ile yapıyoruz, Namaste ile başlayan yoga, budizm dinliğinliği sunan sudaki nilüferlerle dolu ışık gösterisi başlıyor, 3 tane büyük gemi suyun üstünde dolanıyor, suların fışkırması ile yansılarda hayvan öğeleri görünüyor, suların akış şekli, kuvveti müziğe paralel olarak değişiyor ve köşeden Tree of life’daki ışık değişimi de eşlikçisi oluyor gerçekten inanılmaz bir gösteri izliyoruz. Ve Orlando’yu bu şekilde kapatıyoruz, aslında buraya gelirken Orlando’ya 2 gün ayırmıştık, Wonderworks, Legoland veya kıyı sahilleri gibi etkinlikleri de düşünsek de bunlara fırsat bulamıyoruz. Ne de olsa bize göre Orlando için en öncül olan Walt Disney :)
31 Aralık 2017:
Bugün Tampa’dayız. City pass kartımızda da yer alan Clearwater Aquarium’u görmek üzere harekete geçiyoruz, devamında da Clearwater'dayız ki bu bölge Tampa’nın en meşhur plajlarından aynı zamanda. Bugün yeni yıl günü olduğu için her birimizin elinde telefonlar var kutlamalar da devam ediyor diğer yandan. Türkiye yeni yıla bizden önce hazırlanıyor tabi. Ankara’da yakın arkadaşlarımızla gelenekselleşen yılbaşı etkinliğine uzaktan canlı bağlantı ile katılıyoruz :)
Gezimize dönecek olursak, önce ortalama nitelikte olan birkaç balık, yunus, midyeden öteye çok da geçemeyen Akvaryum ziyaretinin ardından havanın güzelliğinin ayrıca enfes kıldığı Clearwater kıyısına geçiyoruz, gerçekten Miami’den çok da farklı olmayan altın gibi bir kumu ve mis gibi bir havası var buranın.
Ve akşam yılbaşı kutlaması için hazırlıklara başlıyoruz. Yılbaşı yemeğimizi yiyeceğimiz Tampa’nın eski şehri olan Ybor city’deki Florida’nın en eski ve dünyanın en büyük İspanyol restoranı olan Columbia restorana gidiyoruz, mozaik taşlar ile bezenmiş dış mimarisi buraya ayrı bir hava katmış, rezervasyon saatimize kadar beklerken Ybor city’nin mekanlardan oluşan sokaklarında dolanıyoruz. Akşam itibariyle genç kitle kendini sokaklara atmış, kutlamalara başlamış bile. Rezervasyon saatinde restorana döndüğümüzde buranın meşhur salatası ve bir İspanyol mutfağı klasiği paella’yı tatmayı aklımıza koyuyoruz. Ali ile bu yöreye özgü mahi mahi balığını tatmak istiyor. Yemeklerin üstüne de buranın meşhur tatlısı olan pudding bread’i arkadaşlarımızla deniyoruz. Gece yarısıdan önce mekan çok da özel bir seramoni sunmadan kapanınca Ybor city sokaklarında yeni yılın gelişini bekliyoruz, gençler sokaklarda çığlıklarla karşılıyor yeni yılı ve uzaktan özellikle kıyıdan gelen havaifişek sesleri aslında olmamız gereken yerin belki de sahil olduğunu anımsatıyor. Amerika’dan sana selam olsun 2018!!! :)
1 Ocak 2018:
Bugün City pass kapsamında Clearwater Aquarium’dan sonra bu sefer de Tampa akvaryumdayız, çeşit çeşit balık, deniz kaplumbağasının ardından rengarenk deniz balıkları, Madagaskar doğasını temsilen koala ve diğer özgün tropikal canlıları görüyoruz, aslında Madagaskar denizaltı canlıları Tampa'dakiler ile de benzerlik gösteriyor.
Planktonlardan çeşit çeşit deniz analarına, dev salonlarda sergilenen akvaryumlarda yer alan köpek balıklarına kadar envai çeşit canlıyı gözlemliyoruz. Havanın soğukluğu sebebiyle başka bir etkinlik yapamadan eve dönüyoruz, devamında ev keyfi yapıyoruz. :)
2 Ocak 2018:
Bugün aktivitemiz başka bir City pass etkinliği olan Tampa’daki Lowry hayvanat bahçesi. Ancak havanın soğukluğu sebebiyle olduğunu düşündüğümüz kadarıyla sınırlı sayıda canlı görebiliyoruz.
Malezya kaplanı, renkli ve evcimen loriket kuşları, küskün bir orangutan, birbir ile kurlaşan zürafalar, tüm zarafetiyle zürafaların yanında koşturan zebralar gördüğümüz en çarpıcı hayvanlardan. Hatta 5 dolar karşılığında zürafaları marulla besleyebiliyorsunuz. Biz uzaktan kendilerini izlemeyi tercih ediyoruz. Bizi bekleyen ilginç bir sürpriz devamında geliyor, o da; bir gergedan dövüşü. Gergedanlar boynuzlarını birbirlerine tokuşturarak adeta bize özel bir gösteri yapıyorlar.
Yerçekimine karşı gelircesine baş aşağı duruşları ile uyku modundaki aykırı canlılardan olan yarasalar, minicik küçük bir kanguru ve camekanın ardından yaprak kemiren tatlı koala hayvanat bahçesinin diğer bölümünde gördüğümüz canlılar. Günü bu şekilde kapatıyoruz.
3 Ocak 2018:
Son günümüz, son city pass etkinliğimiz Museum of Science and Industry, açıkçası burası, daha çok bilimsel deneylere meraklı çocuklara göre dizayn edilmiş bir müze. Ama elbette ki çocuklarda bilim merak ve ilgisini uyandırmak için doğrudan somut deneyler ve oyunlarla gerçekten aslında müzelerin de eğitimin önemli bir parçası olduğunu gösteriyor. Matematiksel sıralamalar yaptıran küp birleştirme etkinliğinden bilimsel videolara, vücudumuzun organlarını tanıtan maketlerden, dünyanın dönüşünü görselleyen maketlere geniş bir sahada kurulu olan bir müze. En son ayı tanıtıcı etkinliklerin olduğu bölümde dolanarak bu müzeyi de gidilenler listesine ekliyoruz. Florida’daki son kahvemizi Starbucks’ta yudumladıktan sonra Washington’a dönmek üzere Tampa havalimanın yolunu tutuyoruz.






































































