27 Haziran 2019 Perşembe

BIG APPLE'A MERHABA!!



...NEW YORK NEW YORK...

GUN 1:

7 OCAK 2018: 

Sabah saat 7.30’da Arlington’daki evimize cok yakin kalkan New York Vamoose otobusleri ile yolculugumuzu başlattık. Oldukca hizli bir yolculugun ardindan 4, 4 bucuk saat gibi bir surede New York’taki son duragimiz olan Penn Station’a vardik. Yol boyunca New York’un ne kadar soguk oldugunu hissettirircesine etrafta buz tutan nehirlerden, kiragi dusen agaclara kis manzaralari ile karsilastik. New York’a giris Turkiye”deki buyuk sehir girislerine oldugundan oldukca farkli, oyle bir sanayii yapilanmasi veya ufak sehir disi kümelenmiş evler ile degil bir tunelin ardindan sehre varis seklinde. Penn Station spor musabakalarinin oldugu Madison Square Garden olsun, ayni aksam cikacagimiz Empire State olsun birçoklarıyla merkezi noktaya yakin mesafede. Buradan oncelikle dogru metroyu bularak Brooklyn'deki otelimize gecme karari alıyoruz lakin New York metrosunu anlamak da oldukca zaman alici oluyor, her an metro calismasi olabilen, her an guzergah degistirebilen bir hatlar zinciri. Otelimiz Borooklyn’in daha cok varos sayilabilecek bolgesinde ama bir o kadar da sokak sanatı havasini solutmaya calisan bir otel. Bavullarimizi bıraktıktan sonra ana merkez olan Manhattan’a gecmek uzere metroya gectik. Ufak guzergah degisiklikleri sonucu Manhattan’a ulasabildik, metro hem oldukca bunaltıcı ve karmasik hem de yonlendirici levha yoksunluğundan sorunu yasatiyor. Bugunku ilk gezi noktamizda Lower Manhattan, Charging Bull; a kadar kultlesen imgeler mevcut. Ancak havanin dehsetengiz sogugu sebebiyle once onumuze cikan 9/11 kulelerinin yerine insa edilen anit yapiyi ve modern sanat eseri Red Cube’u gordukten sonra C. Bull’a dogru ilerliyoruz ve o soguga ragmen Bull”un onunde kuyruk olmasi turistlerin New York askini gosteriyor biraz da. C. Bull ziyaretimiz ardindan soğuğa daha fazla dayanamayip aslinda yurumeyi planladigimiz Little Italy’de yer alan ABD”nin ilk pizzacisina uberle gitmek durumunda kaliyoruz. Mekanimiz Lombardi’s. Kucuk bir masaya sigisiyoruz ve odun atesinde pişirilen meshur 3 peynirli pizzayi ve ir Italyan klasigi olarak mozerallo peynirli pizzayi mideye indiriyoruz. Etraftaki fotolardan, haber kupürlerinden buranin Amerika'nin pizza tarihindeki güzide mekanlardan birisi oldugunu anliyoruz. 


Red Cube
Charging Bull 
Lombardi's



Madison Square Park
Devaminda azimle Empire State yoluna dusuyoruz, yolda duraklarimizdan biri New York’un meshur oldugunu sonradan fark edecegimiz ikinci el kitapcilarindan Strand oluyor hem ucuza kitaplari, eski dergileri, basucu kitaplarini bulmak mumkun hem de envai cesit hediyelikleri. Burada uzun sure vakit gecirip bu sefer de iki gencin organik urunler kullanarak actiklari Dun-Well Doughnuts a dogru ilerliyoruz, burasi kucucuk bir dukkan oturmalik kismi da sadece camekana dogru cevrilmis tahta oturaklardan ibaret (gerci bunu daha sonra meshur New York cheesecakeci Eileen’sde de goruyoruz)Buradan yolumuz uzun, Empire State tarafina Broadway street uzerinden sehrin goreceli canliligini –pazar olmasinin golgesinde belki de- hissederek geciyoruz ve aksam isiklari esliginde New York manzarasi Empire state’den.. Empire State'in girisi gercekten insane ozel hissetttiriyor, çok sayıda kostümlü gorevli bize yolu kibarca gosteriyor ve muthis bir manzara!!! Once ilk kata binanin yapilis tarihcesi, insaat planlarini iceren bir bilgilendirme alanina variyoruz. Bir ust kat ise tum kis ayazina ragmen muthis bir seyir terasi, burada fotolarimizi cekip, manzarayi da icimize cektikten sonra gunu sonlandırıyoruz.
Empire State

Empire State 



GUN 2 
8 OCAK 2018: 

Bugun kar yagisinin var olacagi bilgisi ile muze gezisi gunu yapma kararindayiz, dunyanin en buyuk muzelerinden Metropolitan Museum of Art (MET) yollarina dusuyoruz. Muze hemen Central Park”in yaninda olunca park icinden muze yoluna gecmeyi planliyoruz boylece park icindeki her ne kadar karli olsa da bazi yerleri gorme firsatimiz oluyor, ornegin J.Lennon anısıni yasatan Strawberry Field ve Beatles klasiği olan meshur Imagine sarkisina atfen Imagine mermer yapıtı, Alice In Wonderworld, Andersen heykelleri.. 





Ve MET'deyiz. Burasi devasa bir muze oldugu icin neyi gorme niyeti oldugunu insanin planlamasi gerekiyor yoksa kaybolmamak isten bile degilOrnegin Biz Antik Yunan, Kelt kültürü eserleri kisminda fazla oyalaniyoruz ne o donem heykelleri ne de kazilardan cikarilan sikkeler, kaplar, sus eşyaları bitiyorJAfrika, Ocenia kisminda tipki New Orleans Muzesinde gormus oldugumuz gibi hayalgucunu zorlayan devasa maskeler dikkat cekiyor, Azteklerden kalma altin yapitlari da o bolgede altinin ne kadar da bol oldugunun gostergesi. Yeni Gine’de insanlarin evlerinin girisi icin kulandiklari devasa maske yapitlari inanilmaz, bu bolgede yasamis Asmatlar insan, agac ve odunun birbirinden ayrilmaz butun oldugu inancinda, devasa kanolar da yapiyorlar, Malagan torenlerinde Yeni Irlanda' da ise olulere ozel rituellere ait imgeler varmış, bunları görmek imkanımız oluyor. Buradan modern sanata geciyoruz; gunumuz Amerikan sanatcilardan  T.Hart Benton’un devasa duvardan duvara eserleri bizi karsiliyor ve Pollock meshur Kaos adli eseri ve Kandisky tabiki birçok eseri ile karsimizda. Sonrasinda heykellerin oldugu kisim ve tum gorkemi ile Rodin’in yapitlarinin sergilendigi kisimdayiz, devaminda Asur donemine ait meshur saray mozalelerini gorup 19 yy Avrupa sanati kosesine gecip Brugel”in Harvesters eserini goruyoruz ve de Vermeer karsimiza cikiyor, Van Gogh eserleri arasinda da Serviler ve kendi otoportresi ve daha niceleri yer aliyor.Sona dogru ise Degard”in 14 yasindaki kiz yapiti ve balerinler var. 

Ve aksam saatlerinde Times Square’deyiz, yemek icin merkezde hamburger yedikten sonra devasa bilboardlarin oldugu Times Square’de dolanmaya basliyoruz, ilk defa karsilastigim bir gosteris ve ihtişam var aslinda ama asiri kalabaligi, kapitalizm kokan magazalari ve isportadan iki parmak oteye gitmeyen turistik hediyelik esyacilari ne kadar buyulu New York resminde yer alır tartismali. ABD”nin meshur cikolata markasi Hershey ve Disneyland mağazalarına girmeden de duramiyoruz. Hershey hiç bir zaman uzerimizde gercekten güzel bir çikolata yediğimiz izlenimi bırakamıyor, tam bir hayalkirikligi oluyor. Disneyland ise tersine yetiskenlere dahi eglence vaat edecek kadar sirin, cesit cesit Mickey-Minnie Mousalar, marul bebekler ve daha neler neler.. Times Square gezimiz sonrasında meshur Central Station'i gormeye gidiyoruz. Yolda Byran park'in manzarasindan da guzel kareler yakalamayi ihmal etmiyoruz. Central Station’in da hem disaridaki meshur saati olsun hem icerdeki gokyuzunu simgeleyen devasa turkuaz tavani olsun oldukca gosterisli. Ve aslinda istasyonun hemen yaninda New York ile özdeşleşen bir diger dev yapi olan Chrysler oldugunu sonradan anliyorum keza kendisini Empire state manzarasindan da gorme firsatimiz bir önceki aksam olmustu. 
Times Square
Central Station



GUN 3
9 OCAK 2018: 

Bugun havanin acik ve berrakligini frsat bilip Ellis Island ve Ozgurluk anitini gormek icin feribot kiyisina gidiyoruz ve bugunu secmekle dogru karar verdigimizi anliyoruz. Feribot yolculugu boyunca hem kiyidan uzaklasan gokdelenleri, hem de yaklasan Ozgurluk anitini bol bol fotograflıyoruz ve sonunda adaya varıyoruz. Adanin etrafini dolanip Lady Liberty’i ziyaretinin ardindan hediyelik esyacida biraz takilip ABD'ye gelen gocmenlerin ilk adim attigi yer olan Ellis island’a feribotla gecip burdaki Gocmenler Muzesini de goruyoruz ve fark ediyoruz ki ABD'ye gelen gocmenlere de zamaninda buyuk ayrimciliklar yapilmis ve artik ABD'de bunu inkar edemiyor ve hatta ayrimciliga dair belgeleri sergilemekten imtina etmiyor. 



Red Velvet
Ozgurluk Aniti



Donuste ise gene Wall Street tarafindayiz  bu sefer ilk gun goremedigimiz New York Stock Exchange binasini gormek istiyoruz ancak restorasyon calismalari oldugunu goruyor ve yolumuzu New York red velvelt olarak da nam salan New York cheesecake'i yiyecegimiz Eileen’s e çeviriyoruz. Bugun hava gercekten de dostumuz. Hava Little Italy tarafina usumeden gecmemize musaade ediyor, kucuk, hafif ama oldukca lezzetli cheesecake"lerimizi yedikten sonra gun batmadan gunduz manzarasini yakalamak uzere Rockefeller a gecme niyetimiz var. Saat de biraz ilerledigi icin  yurumek yerine Uberle geciyoruz ama ne yazik ki  Rockefeller'da sadece belirli sayida kisi gruplar halinde yukari aliniyor ve ne yazik ki gunbatimini kaciriyoruz Bir aksam-bir gunduz New York manzarasini yukseklerden izleme planimiz ne yazik ki gerceklesemiyor, iki aksam New York manzarasi planina evriliyor.
Rockefeller kompleksi uzerinde sanat eseri olan Atlas ve diger bina duvarlarina islenen eserleri, buz pateni kismini – ki burada yeni yil oncesi geleneksellesen bir yilbasi agaci da bulunuyormus onu yeni yil gectigi icin yakalayamiyoruz- ve meshur NBC studyolarini ve Radio City'i goruyoruz. Ve Rockefeller'den bu sefer baska bir prespektiften New York gece manzarasini goruyoruz Empire State’den sonra, aslinda gunduz olsa Central park’i gorme firsatimiz da olacak idi. 


Rockefeller
Radiocity



Hardrock Cafe
Burada da fotolarimizi cekip artik midelerimize bayram ettirme gerektigini anlayarak Times Square da birgun onceki gezimizde bana fazlasiyla goz kirpan ilk dogdugu yer olan New York'da ziyaret etme sevkimi tetikleyen Hard Rock cafe'de yemek yemeye gidiyoruz, kocaman, bir plaka uzerinde donen gitari bizi karsiliyor ve kapida elimize tutusturulan gitarlar ile sira sira dizilmis gitarlarin fon olusturdugu bir foto cekiminde kendimizi buluyoruz ve gercekten Hard Rock cafelerin dizayninin ne kadar muazzam oldugunu iceri girince anliyoruz. Tesaduf odur ki tam da Madonna’nin plaklari, fotograflari ve kostumunun onundeki yemegimizi yiyoruz, Madonna yaninda bir tarafimizda F. Mercury'un orijinal bir tshirtu, diger tarafta L. Kravizit kostumu var. Burdan cikip devasa magazalardan birine de girmemis olmayalim dusunesi ile devasa H&M'e giriyoruz, cok da matah ve farklı bir izlenim birakmiyor uzerimizde. Son olarak dünyanın meshur müzelerinden biri olan Madam Toussau'nun da onunden geciyoruz belki bahar gelisimize bu muzeyi de listeye alabiliriz ve otele donuse geciyoruz.


GUN 4

10 OCAK 2018: 

Big Apple'daki son gunumuz ve sadece yarim gunumuz var. Bu sebeple kisa bir tur yapmak niyetiyle otelimizin bulundugu tarafta olan Brooklyn’de kalmayı tercih ediyoruz ve kiyiya iniyoruz Brooklyn Heights denen bolgede W.Allen filmlerine de konu olan parklarda dolaniyoruz ve kiyida minyatur haliyle bize goz kirpan Ozgurluk heykeli, tam ortada panoramik manzara sunan New York gokdelenleri ve sagimizda muhtesem Brooklyn koprusu ve onun arkasinda onunla kesisen Manhattan koprusu, tabiki daha muazzam olan Broklyn koprusu farkli acilardan  bircok kere fotograf makinelerimize kaydoluyor. Sonrasinda bu sefer de meshur sicak cikolatasini icmek uzere Jacque Torres'deyiz. Icimizi gercekten isitıyor sicak cikolatasi ve devamında Dumbo bolgesinde dolaniyoruz.  


Brooklyn Koprusu
Brooklyn

Ayaklarimiz kendiligjnden bizi hem organik hem leziz hem de benim tabirimle bol cicek actiran sebzeler olan karnabahar, brokoli merkezli bir mekana getiriyor, mekan Westville daha sonra New York'a geleceklere kesinlikle net tavsiyemiz. Ve donus yolunda otele giderken gene Broklyn yollarindan ilerliyoruz karakteristik kirmizi kremitli evlerini, parklarini goruyor, kimi bilir buralarda ne hayatlar vardir diye ic geciriyoruz. Aksam Vamoose otobusumuz ile DC'ye donuse geciyoruz. Kisa ama tadından yenmez bir New York gezisi geciriyoruz tum soguga ragmen.

23 Haziran 2019 Pazar

RUSYA'DAN SEVGİLERLE

(Şimdilik favori Bond filmim, 1963 yapımı “From Russia with Love”. 1960’lı yılların henüz bina yığını haline gelmemiş güzel İstanbul”unu renkli izleme fırsatı sunması filmi sevmek icin yeterli…)

Şimdilik favori Bond filmim, 1963 yapımı “From Russia with Love” (Türkçe’de bilinen ismiyle “Rusya’dan Sevgilerle”).

Genelde casusluk, özelde James Bond filmlerinden pek hoşlanmayan ve topu topu üç, dört Bond filmi izlemiş birisinin Bond filmi seçimi yapmasının ne kadar anlamlı olduğu tartışılabilir elbet. İlk Bond filmi olan ve en iyi Bond filmleri arasında gösterilen Dr. No’yu izleyeli çok oluyor. Dolayısıyla filme dair fazla bir sey hatırladığımı söyleyemem. Yine en iyiler arasında gosterilen “Goldfinger”ı ise henüz izlemedim.

Sean Connery’den sonraki dönem hakkında fazla bilgim yok ama Pierce Brosnanlı filmleri bir çırpıda eleyebilirim. Hiç bir filmini izlemesem de Daniel Craig ‘yeni nesil Bond’ için fena bir seçim gibi gözükmüyor uzaktan. Aldığı övgüler de cabası. Özellikle, Sam Mendes ismi sebebiyle “Skyfall” ve "Spectre" filmlerini sevebileceğimi düşünüyorum.

Bunlar, ikinci Bond filmi. “From Russia with Love”ı şimdiden favori listeme eklemeye engel değil, zira filmin Bond sevmez biri icin bile cezbedici özellikler barındırdığı bir gerçek.

Öncelikle film, içinden İstanbul geçen ilk Bond filmi olma özelliğini taşıyor (Bildiğim kadarıyla ikincisi “The World Is Not Enough”, üçüncüsü ise “Skyfall”). 1960’lı yılların henüz bina yığını haline gelmemiş güzel İstanbul”unu renkli izleme firsatı sunması filmi sevmek icin yeterli. Filmde, İstanbul sokaklarında gördüğümüz insan profili bugünkünden biraz farklı gibi ama tabii sonuçta bu bir film ve nasıl olduğundan ziyade nasıl gösterildiği önemli diyerek lafı biraz dolandırayım. Zira niyetim tarihsel-sosyolojik analiz yapmak değil ve böyle bir şey haddime de değil zaten. Söylemek istediğim yalnızca ekrandan yansıyan İstanbul’un güzel bir İstanbul olduğu. 

Dahası James Bond bir sahnede sekreteri Moneypenny’e (nasıl isimse o) ayışığında Boğaz manzarasının karşı konulmaz güzellikte olduğundan söz ederek kalplerimizi fethetmekten geri kalmıyor. (“You've never been to Istanbul? …Where the moonlight on the Bosphorus is irresistible?”)

Filmde, sözde Türk karakterlerin Türkçe konuşamaması gibi bildik sorunlar yok değil. Zaten filmin önemli karakterlerinden Ali Kerim Bey’i bir Meksikalı’nın (Pedro Armendariz), Bond kızımız sarışın Rus ajanı Tatiana Romanova’yı ise bir İtalyan’ın (Daniela Bianchi) oynaması gibi ilginçlikler de var. Neyse ki Meksikalı aktörün oyunculuğu ve Tatiana’nın güzelliği sebebiyle bu oyuncu seçimlerini yadırgamaya pek fırsat bulamıyoruz. Yine de kadroda bir kaç Türk oyuncu görsek fena olmazdı.

Filmde, Türkiye’de geçen/çekilen Hollywood filmlerinin olmazsa olmazlarından fes yok (artı puan) ama göbek dansı var (sorun değil). Bond’un meşhur çok işlevli çantalarından biri de filmin önemli rollerinden birinde karşımıza çıkıyor ve ihtiyaç anında Bond’un hayatını kurtarıveriyor.

İstanbul manzaraları dışında filmin başka artıları da var. Konu sürükleyici sayılır. Bond kızı, tema şarkısı ve filmin açılış jeneriği de güzel. Filmde bol bol Alfred Hitchcock göndermesi de var. Daha ne olsun diyelim…