15 Temmuz 2019 Pazartesi

PERU GÜNLÜĞÜ - I


Yolculuk... Soroche... İlk izlenimler


2 Temmuz 2018

16.11’de Rosslyn’den kalkan 5A otobüsü ile havaalanına geldik. Şimdi B67 no’lu kapıda American Airlines’in Miami uçağını bekliyoruz. Uçakta ufak bir rötar var. Normal saati 18.57’ydi. Şu an 19.10’da kalkması bekleniyor. (Dulles, 18.23)

3 Temmuz 2018

Miami havaalanındayız. Dulles havaalanında ve uçuş sırasında hep tatlı şeyler atıştırmıştık. Ben az önce vergili fiyatı 6.47 $ olan küçük bir kap domates çorbası içtim. Başak bir şey almadı. Çantamdaki mini blueberry muffinlerden birini yedi sadece. Lima uçağımız 02.05’te kalkıyor. (MIA, 00.07)

***

Çorba içtiğim yerdeki masaların birinde oturuyoruz hala. Uçağa biniş için bir saate yakın vaktimiz var. Biraz daha yazabilirim.

Miami havaalanında uçaktan indiğimiz noktadan, Lima uçağına bineceğimiz kapının çok yakınında olan şu an bulunduğumuz noktaya gelene kadar epeyce yürüdük. Dulles’ta da burada da birer kez aramadan geçtik. İkisi de fazla sıkıntılı olmadı. Şu ana kadar pasaportumuza çıkışa ilişkin bir kayıt düşülmedi. Normalde yurtdışı çıkışlarında pasaporta mühür basılıyordu diye biliyoruz. Bellki de bu işler artık değişmiş olabilir. Dediğine göre ABD’den dönerken annemin pasaportuna da bir şey basmamışlar.

İlk uçuşumuzda “I, Tonya” adli filmin büyük bölümünü izledim. Uçak Miami’ye indiğinde filmin bitmesine yarım saat kalmıştı. American Airlines’in sunduğu pek çok film seçeneği arasında İngilizce alt yazılı izlenebilenler de vardı ve bu da onlardan biriydi. Alt yazılı izlemesem, o uçak uğultusu eşliğinde filmden hiç bir şey anlayamazdım. Film keyfimi asıl baltalayan şey ise kulaklık girişinin bozuk olmasıydı. Kulaklık, deliğe belli bir açıyla sokulursa tek kulaklıktan ses almak mümkün oluyordu… (00.32)

***

Pasaportumuza Peru’ya giriş damgamız basıldı. 09.02’deki uçuşumuzu bekliyoruz.

Miami-Lima uçuşumuzda, menüden seçtiğimiz risottolu tavuk yemeğini yedikten hemen sonra uyku moduna geçtik. Uçak çok soğuktu, Sınırlı uçuş süresinde üşüye üşüye uyumaya çalıştık.

Lima-Cusco uçuşumuzun süresi yaklaşık bir buçuk saat olarak gözüküyor. (LIM, 08.18)

***

Cusco’daki ilk günümüze damgasını vuran şey soroche (yüksek irtifa hastalığı) oldu. Bu konuda epey uyarı duymuş, okumuştuk ama bunları yeterince ciddiye almamışız demek ki. Simcard almak için gittiğimiz dükkanda az daha düşüp bayılacaktım. Rengim sapsarı olmuş. Oradaki bir adam “almost white” ifadesini kullandı. Başak’ı epey korkuttum. İşimizi hallettikten ve ben kendimi biraz topladıktan sonra eczaneye gidip ilaç aldık. Daha sonra da La Feria Restaurant’a gittik. Yediğimiz yemekler güzeldi.

Nohutların tadı üç gün ağzımdan gitmedi.

Peru'nun meşhur kolası.

Burada insanlarla anlaşmak çok zor. Neredeyse hiç kimse İngilizce bilmiyor. Çoğu durumda biz İspanyolcayı anlamaya çalışıyoruz.

Yüksek irtifa ve belki biraz da yorgunluğun sebep olduğu olumsuz etkiler arasında, öğlenki baş dönmesi ve kısa süreli bulantı dışında, hafif baş ağrısı ve zaman zaman baş gösteren nefes alma zorluğunu da sayabilirim. Halen hafif başağrım sürüyor. Erken yatmamız iyi olacak.

Sanırım Cusco, akşamları; otelimiz ise günün her saatinde soğuk. Odada ısıtıcı ile ısınmaya çalışıyoruz. DC’de şu an hava 31 °C’ymiş, Cusco’da ise 12 °C. (Hotel Monasterio San Pedro, 21.11)

Cusco'daki yatağımız. Battaniyesiz yatılmaz.

4 Temmuz 2018

Sabah saat 4.50’de eşyalarımızı toparlayıp, iki valizimizi bir gün sonra teslim almak üzere otele teslim ettikten sonra, otelimizin bizim için hazırladığı kahvaltı paketleri ve sırt çantalarımız ile otelden ayrıldık. Arlington’dayken internetten ayarladığımız, otel önünde bizi bekleyen taxidatum adlı firmaya ait taksiyle yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuk sonrasında Poroy tren istasyonuna vardık. Taksi şoförüne 40 Sol ödedik.

Tren için biraz vaktimiz vardı. Soğuk istasyondaki koltuklara oturup kahvaltı paketimizi açtık. Her bir paketin içinden bir pet şişe su, küçük bir paket pötibor bisküvi, bir mandalina ve bir de peynirli-salamlı sandviç çıktı. Sandviçleri paketlerin içinde bırakıp diğerleriyle karnımızı doyurmaya çalıştık. Yanımızda bir de Latam’dan kalan mini bir kitkat vardı. Bu yiyeceklerin yanında hem ısınmak, hem de soroche’ye karşı korunmak için istasyondan aldığımız koka yaprağı çaylarından içtik.

Koka çayı ve pötibör

Trene bindikten sonra, tren kalkana kadar, hatta kalktıktan sonra bir süre daha üşümeye devam ettik. Neyse ki sonrasında güneş açtı. Bu arada trendeki ısıtıcılar da etkisini göstermeye başlamıştı. Ve iyi ki tahıllı, çikolata parçacıklı ve üzümlü doyurucu bir kurabiye ile çay-kahve-meşrubat ikramı vardı. Tren için dünyanın parasını verdik gerçi, o kadar da olsun değil mi?

Tren, tren dediğim işte bu...

Machu Picchu köyüne (Aguas Calientes) varınca ilk iş yarının otobüs biletlerini aldık. Ardından otelimize (Hotel Andino) geçtik. Bu da öteki gibi sevimli bir otel. Biraz dinlendikten sonra dışarı çıktık. Başak’ın önceden bulduğu yakındaki bir restoranda sebzeli kinoa çorbalarımızı içtik. Çorbada ilk başta sarımsak sandığımız büyük boy mısır taneleri dikkatimizi çekti. (Dünkü yemekte de mor renkli patates vardı.) Çorbanın üstüne tavuklu risottoya benzer bir yemeği paylaştık. Porsiyonlar büyük olduğu için iyice doymuştuk.

Yemeğin ardından hem etrafı dolaştık, hem de hediyelik-hatıra alışverişlerimizi yaptık.

Perulular pazarlığa açık insanlar. Fiyatı beğenmezsen 5-10 Sol indirim yapıyorlar. İnatçılar 5 Sol’de kalıyor, bonkörlerse bazen 12 Sol’e kadar indirim yapabiliyor.

Ayrıca Peru’da şu ana kadar gördüğümüz hediyelik-hatıralık eşyaların hemen hepsi orijinal, ilgi çekici şeylerdi. Bizim küçük şehir ve beldelerimizde alacak şey bulmakta zorlanırız oysa ki.

Aguas Calientes’te de Cusco’da olduğu gibi bol miktarda sahipsiz köpekle karşılaştık. Hepsi de kendi halinde, işinde gücünde köpekler. Kimseyi rahatsız ettikleri yok…

Yarın günlerden Machu Picchu! (18.54, Andino Hotel)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder