PERU GEZİSİ
Peru gezimiz ABD- Peru arasında uçuş yapan LATAM firması ile uçuş işlemlerimizin karmasını çözmeye çalışmakla başlıyor. Gezimizin 2 Temmuz 2018 Pazar günü başlaması öngörülürken ilk defa yolculuk yapacağımız aslında Güney Amerika’nın ne büyük uçak firmalarından olan LATAM firmasının azizliğine uğruyoruz. Yolculuktan bir gün önce tam da check-in zamanında soğuk duş etkisi yaratacak şekilde uçak firması tarafından uçuşumuz hem bir sonraki güne hem de transfer uçuş arası bekleme süresi 19 saat olacak şekilde değiştiriliyor. Bu haber karşısında geceyarısı 2’ye kadar hem aracı firma ile hem de bir ulasanın bir ulaşamayanın pişman olduğu LATAM uçak firması ile olan telefon görüşmeleri sonucu uçuşumuzu ne yazık ki gene bir gün kayıpla ama en azından aktarma sayısını azaltarak ayarlayabiliyoruz. Bu noktada şansımızın yaver gittiği nokta ise Machu Picchu biletlerini Peru’ya varışımızdan 2 gün sonraya almış olmamız oluyor, aksi halde bu 1 günlük gecikme en büyük seyahat amacımız olan Machu Picchu’ya gidemememiz sonucu doğurabilecekti.
3 Temmuz 2018:
1.GÜN
1.GÜN
Bugün gün boyu süren hazırlıklarımız ve tabiki Machu Picchu’ya gittikçe yaklaşmış olmanın verdiği heyecanla akşamüstü Virginia’dan kalkan otobüslerle Dulles Havalimanına geldik, ilk durağımız American Airlines ile Miami ve devamında LATAM ile Lima ve son olarak Cusco. Miami’e yaklaşık 5 saatlik uçuş sonrası vardık. Miami havalimanına ilk defa geliyoruz, havalimanın duvarları, dizaynı Florida bölgesinin sembollerinden olan Everglades ve benzer nam salmış Florida'ya ilişkin doğal ve turistik mekanlara dair ufak sloganlar ile bizi uğurluyor. LATAM'ın kapısına geldiğimizde İspanyolca’nın İngilizce karşısında baskınlığı hissedilmeye başlıyor. Hostesler İngilizce konuşmaktan imtina ediyorlar, İngilizce anlasalar dahi İspanyolca cevap vermekten çekinmiyorlar. Yolda tavuklu bir Peru yemeği yiyerek Peru yoluna düştüğümüzü daha iyi anlıyoruz, çünkü Peru mutfağında tavuk önemli yemeklerden birisi. Lima’ya 3 Temmuz sabah saatlerinde vardığımızda aslında Peru’da bir 80’li, 90’li yıllar Türkiyesi havasını soluyacağımızı hissediyoruz. Havalimanı oldukça kalabalık ve karakteristik kavruk tenli, elmacık kemikleri çıkık, gözleri çekik Peru halkı teknolojiden uzak kalmıyor telefonları ile uğraşarak uçaklarını bekliyorlar. Her ne kadar teknolojiden uzak kalmasalar desek de daha sonra Cusco'da Türkiye'de artık milat olan telefon kulübeleriyle karşılaşmak ya da Machu Pichu köyü olarak bilinen Aguas Calientes’te tüp taşıyan insanları görmek Peru'nun yeni yeni gelişmekte olan ülkeler arasında yer aldığının kanıtı adeta. Lima’dan Cusco’ya olan yolculuğumuz yaklaşık 1 saat sürüyor, Cusco yaklaşık 3700 metre rakım ile oldukça gökyüzüne yakın bir yerlerde kurulan bir şehir sanki. Bunun etkisi olarak genelde uçakla seyahat eden turistlerde görülen soroche ismiyle bilinen yüksek irtifa hastalığı ilerleyen saat ve günlerde bizim üzerimizde de kendini hissettirmedi değil. Cusco Alejandro Velaşco Estate havalimanına vardığımızda ilk işimiz paramızı onların para birimi olan Sol’e çevirmek oluyor; 3 Sol, 1 Dolar. Devamında önceden yaptığımız araştırmalar sonucunda çok sayıda yasal kaydı bulunmayan, üçkağıtçı taksicilerin havalimanında turist avına çıktığını öğreniyoruz. Bu bilgiyi doğrularcasına havalimanı çıkışında belki 50 taksici başımıza toplanıyor ve boyunlarına asılı kimliklerini göstererek kendilerinin yasal kaydı olan taksi olduğunu iddia etmeye başlıyor. Aslında bu bize buradaki tacir/işletmeci zihniyeti hakkında da ipucu vermiş oluyor, bir kere Peru’da çok fazla sokak satıcısı ve pazarlamacı var, bunlar turist olduğunuzu anladığı an başınıza üşüşmeye ve elindeki ürün/hizmeti ısrarcı biçimde pazarlamaya başlıyor. Aslında bu da biraz az gelişmiş ülke göstergesi değil mi? Biz ise bu karmaşadan kendimizi çok da başarıyla kurtaramıyoruz. Büyük bir ihtimalle üçkağıtçı birinin eline düştüğümüzü hissediyoruz. Her ne kadar taksicinin boynunda kimliği olsa da sonradan bizi resmi plakası olmayan bir araca bindirmesi bizde şüphe uyandırıyor, her ne kadar sağa salim otele varsak da yol boyu bir tedirginlik de yaşıyoruz. Yol boyunca Cusco aslında ilçe tadında bir şehir olduğunu hissettiriyor her ne kadar Machu Picchu sebebiyle turizmin başkenti olarak bilinse de. Otelimiz Monasterio San Pedro eski bir manastır imiş, kocaman bir avlusu ve bu avlunun etrafına dizili odaları var, şirin bir butik otel, çalışanlar oldukça misafirperver ve yardımseverler. Odamızda kocaman alpaka yününden iki battaniye var ki bu battaniyeler Cusco'nun ayaz geceleri için kurtarıcı oluyor çünkü Güney Amerika’da olmamızdan ötürü burası kış mevsimini yaşıyor her ne kadar kar sadece karların zirvesinde görünse de geceleri -1’e düşen bir sıcaklık var ve ne yazık ki ısıtma sistemleri o kadar da iyi değil ama alpaka yünü gerçek bir doğal ısıtıcı. Ayrıca odamızda otantik renkli kumaştan yatak örtüleri de gene Peru gelenekselini hissetiriyor. Bugün ilk işimiz Amerikan hattımızın Peru'da çekmemesi sebebiyle bir hat satın almak olacak. Otelimiz çok merkezi olduğu için çevrede çok sayıda Claro, Moviastar isimli GSM operatörlerini bulmak zor olmuyor. Bu esnada otelimiz yakınında renkli bir pazarın olduğunu, San Francisco meydanına 5 dklik mesafede olduğumuzu ve meşhur Plaza de Armas’a sadece 10 dk’da ulaşabildiğimizi fark ediyoruz. Otel civarında çok sayıda sokak satıcısı var, bunlar churo’dan; Peru’nun yüz bin çeşit mısırına, salçalı sulu yemekten daha sonra Aguas Calientes’te hep aynı köşede göreceğimiz teyzenin birçok farklı aromada sattığı keke benzer kek ve benzeri atıştırmalıklara kadar her şey ama her şeyi sokakta pazarlayabiliyorlar. Sırtlarında ya da kucaklarında hörgüçleri ile (bu hörgücülerin içinde bazen birkaç aylık bebekleri veya yükleri bulunuyor) rengarenk kıyafetli teyzeler çok dikkat çekiç, bunlar turist çekmek için değil, günlük hayat rutini olarak böyle giyiniyorlar ama tabi bunun pazarlamasını yaparak foto çekmek istediğinizde ‘sol sol’ diye bahşiş istemekten de geri kalmıyorlar. Ayrıca bu teyzelerin şapkaları takma şekilleri onların medeni halleri hakkında da bilgi veriyor, dik olursa evli, açık olursa bekar, yarı dikse evliliğinde sorunları olduğuna delalet olduğuna dair bir rivayet de var.
Günümüze dönecek olursak, Movistar isimli GSM operatörüne karar veriyoruz hat almak için. Tam hattın satım işlemi esnasında Ali’nin yüzü sapsarı kesiliyor, başı dönüyor ve adeta bayılma eşiğine geliyor. Hemen bir sandalye bulup oturtuyoruz, bu aslında tam anlamıyla bir soroche/yüksek irtifa hastalığı belirtisi, bu yükseklik ben de biraz baş ağrısı ve kulakta dolgunluk hissi yapıyor ama Ali’yi biraz daha derinden etkiliyor. Okuduğumuz forumlarda ilk günler yüksekliğe adapte olmaya çalışıp çok bünyeyi yormamak gerektiği yorumlarının sebebini daha iyi anlıyoruz. Hatlarımızı aldıktan sonra burda çok sayıda bulunan eczanelerden birine gidip Ali’nin durumunu anlatıyoruz ki buradakiler bu tip vakalarla çok karşılaştıkları için hafif gülümsüyor, durumu gayet normal karşılıyorlar, ilacımızı alıp yemek yemeğe geçiyoruz. Eczanelerde ilaçlar tablet halinde satılıyor, Türkiye’deki gibi kutu kutu değil.

Yemek mekanımız Plaza de Armas’da bulunan La Feria, geleneksel Peru yemekleri mevcut. Etraf otantik döşenmiş hatta eski tip bakır şu testilerinden lambalar ile otantikliğini yeterince hissettiriyor. Yemek olarak ise buranın 3000 çeşit patatesinden biri olan mor patates ile zenginleştirilmiş safranlı tavuğunu tadıyorum. Tabaklarımız menekşe ile süslenmiş, bu da yemeğe ayrı bir hava katıyor. Ve içecek olarak tabiki tipik sarı rengi ile yörenin içeceği İnka Kola, normal koladan biraz daha farklı biraz daha fazla tatlı olduğunu hissettiriyor. Ayrıca masa bu yörenin baharatlı hafif acı sosları ve soğanlı biberli ufak salataları ile garson tarafından zenginleştiriliyor. Peru yemeklerinin neden tavsiye edildiğini anlıyoruz. Yemek sonrası Plaza de Armas’da biraz tanımaya çalıştıktan sonra gene Cusco’nun meşhur tarihi merkezlerinden olan Qurikancha’ya Temple of Sun’i görmeye gidiyoruz. Burasını sadece dışarıdan görüyoruz, içeri kısım paralı ve ınternet üzerinden gördüğüm kadarıyla Doğu kültüründeki bedesten veya medreseleri andırıyor. Buranın tam yanında otantik bir sanat galerisini geziyor, bol bol alpaka yününden çeşit çeşit geleneksel kıyafetleri, kinoa tohumlarını –kinoa da patates gibi bu yöre ile özdeşleşen ürünlerden- İnka maskelerini görüyoruz. Ve sonrasında Avenue de Sol üzerinde ufak birkaç İnka uygarlığını resmeden muralı görüp otelimize dönüyoruz, çünkü ertesi gün büyük gün Machu Picchu köyü olan Aguas Calientes’e geçeceğiz.
4 Temmuz 2018
2.GÜN
Sabah -aslında sabah yerine geceyarısının sabaha dönmekte kararsız olduğu saatler demek daha tanımlayıcı olabilir- otelden aldığımız paket kahvaltımız eşliğinde taksiyle Poroy tren istasyonuna ilerliyoruz. Burada erken saatlerde yola dökülmek bir turist rutini olduğu için çoğu otel/hostel turistlere paket kahvaltı hazırlamayı gelenek halien getirmiş. Poroy, aslında Cusco’ya yakın olan başka bir ilçe/köy. İstasyona vardığımızda yavaş yavaş insanların istasyona gelmeye başladığını görüyoruz ve daha sonraki günlerde fazlasıyla içimize işleyen o soğuğu hissetmeye başlayıp hemen paket çay formatında da olsa ilk “coca” çayımızı içiyoruz. “Coca’ çayı burada soroche/ yüksek irtifa hastalığının doğal çözümlerinden birisi o nedenle her yerde bulmak mümkün. Lakin örneğin Amerika’ya bu çayı veya otu götürmek yasak. Trenimiz Perurail, buranın 2 büyük firmasından birisi. Perurail tanın yeni ağardığı saatlerde şirin, yol boyunca yükselen dağ sıralarını görmemizi sağlayan camlı tavanı, İnka uygarlığının doğduğu topraklarda olduğumuzu hissettiren etnik döşemeleri ve duvar süslemeleri ile ayrıca keyifli bir yolculuk geçirmemizi sağlıyor. Tren yolculuğu esnasında bu yörenin meşhur içkisi olan Pisco Sour da trende satılıyor. Hatta bu içkinin tren görevlileri tarafından yapılışına da şahit oluyoruz, yumurta akı ile birlikte alkolü güçlü biçimde sallamak suretiyle hazırlıyor görevli Pisco Sour’u. Yol yaklaşık 3 saat sürüyor, yol boyunca gördüğümüz köyler, tarlalar aslında Türkiye kırsalını hatırlatıyor. Aguas Calientes’e yaklaştığımızda dağlık bölgelerin birinde tam tepemizdeki dağda küçük camdan iglo evlerin dağın sivri yamacında asılı durduğunu görüyoruz, burada tren kondüktörü de bir anons yaparak dağdaki iglolara dikkatimizi çekiyor, burası dağcıların tırmanarak ulaştıkları küçük iglolar, dağ manzarası eşlinde konaklıyorlar dağa eklemlenmiş bu camdan odalarda manzara çok nefes kesici içimizden orada olmak enfes bir his olmalı diye geçiriyoruz.
Ve Aguas Calientes'teyiz. Birçok kişi bizim yaptığımız gibi bir gün öncesinden AguaS Calientes’e gelip ertesi gün Machu Picchu’yu görüp aynı gün dönüyor, bu çok rasyonel bir plan. Bir diğer seçenek yakın bir turistik şehir olan Ollantaytambo’da konaklayıp Machu Picchu’ya geçmek. Biz Aguas Calientes’de konaklamayı tercih ediyoruz.
Ve Aguas Calientes'teyiz. Birçok kişi bizim yaptığımız gibi bir gün öncesinden AguaS Calientes’e gelip ertesi gün Machu Picchu’yu görüp aynı gün dönüyor, bu çok rasyonel bir plan. Bir diğer seçenek yakın bir turistik şehir olan Ollantaytambo’da konaklayıp Machu Picchu’ya geçmek. Biz Aguas Calientes’de konaklamayı tercih ediyoruz.
![]() |
| Pachamama bebegi |
![]() |
| Pazar |
![]() |
| Aguas Calientes |
Aguas Calientes’e vardığımızda istasyon tam da meşhur Peru pazarlarından birinin içinde denebilecek yakınlıkta. Peru’da her türlü hediyeliğin satıldığı pazarlar meşhur ve birçok yerde de bu pazarları görmek mümkün renkli hediyeliklerden, kazaklara, eldivenlere veya masa örtülerine kadar neler neler satılıyor bu pazarlarda. Aguas Calientes’i Karadenizdeki Çamlıhemşin’e benzetiyorum, yemyeşil aslında ama az gelişmiş kendi ufak şartlarında varlığını sürdüren bir köy havasında. Ortasından Urubamba nehri geçiyor. İlk işimiz Machu Pichhu antik şehir alanına erişim için kullanacağımız otobüsün biletlerini almak. Tek gece kalacağımız otelde biraz dinlenip şehri biraz dolanıyoruz. Burası oldukça küçük, hot spring olan kaplıcalara da ev sahipliği yapan bir şehir. Merkezinde biraz ilerlediğimizde birçok tüpçünün olduğu bir bölgeye geliyoruz ki bu köyde tüp kullanımının yaygın olduğunu anlıyoruz. Yemek için ise gene yöresel bir tat deneyelim düşüncesindeyiz. Bu sefer yemeğe bu yörenin en karakteristik tahıllarından olan kinoadan yapılan çorba ile başlıyoruz. Çorbanın içinde kocaman mısırları görünce boyutlarına inanamıyoruz. Kavrulmuş mısırını da tattıktan sonra pazarda biraz dolanıp otele geçiyoruz, yarın sabah bu sefer ana hedefimiz olan Machu Pichhu için çok erkenci olacağız.
5 Temmuz 2018
3. GÜN
Bugün bu yörenin yerel dili olan Quechua'ca "Yaşlı Zirve" anlamına gelen Peru'ya gelmemizin temel sebebi olan Machu Picchu'ya gidiyoruz, oldukça heyecanlıyız. Sabah 4 buçukta otelden paket kahvaltılarımızı alıyoruz ve fark ediyoruz ki yalnız değiliz tüm Machu Picchu tutkunları aynı şekilde hazır, kahvaltılarını alıp yollara düşmüş. Hele ki otobüs durağının önüne geldiğimizde metrelerce uzayan kuyruk olayın hayranlık ve ilgi boyutunu gösteriyor. Bu kuyruğu görüp de nasıl eriyecek diye endişelenmek çok yersiz çünkü sabah 5.30’da başlayan servisler için 20’yi aşkın otobüs vızır vızır çalışıyor, kısa sürede 6’da açılan Machu Picchu alanına 6’yi biraz geçirerek ulaşabiliyoruz. Amacımız günün doğusuna Machu Picchu alanında şahit olmak. Ama ne yazık ki yol üstünde gün ağarıyor.
![]() |
| Guard House |
![]() |
| Storage Houses |
![]() |
| Machu Picchu |
Ve işte İnkaların mistik şehri, Hiram Bingham'ın 1900'lu yıllarda keşfettiği dünyanın yeni 7 harikasından biri olan Maccu Picchu karşımızda!! Şehrin ana girişinde Storage Houses’dan geçiyoruz, manzara gerçekten kartpostallardakinden de güzel, görkemli ve bir o kadar da dingin, hiç duymadığımız kuş sesleri duyuyoruz burada. Hatta sonradan kitapçılarda Machu Pichu kuşları isimli kitaplar gördüğümüzde anlıyoruz burası aynı zamanda özgün kuş çeşitliliğini de barındırıyor. Şehir aslında bir yamaç üzerine kurulmuş. Storage Houses’dan sonra şehrin yüksek kısımlarına doğru çıkarak bu sefer de Guard House’dan ayrı güzellikteki bir manzarayı yakalıyoruz. Biraz daha yukarı çıktığımızda İnka Trail veya başka organizasyonlarla Machu Picchu dağına çıkışın olduğu bölgeye geldiğimizi fark ediyoruz, burada insanlar ufak taraçalara uzanmış kimisi bir şeyler atıştırıyor, kimisi manzarayı içine çekiyor ya da yoga yapıyor. Devamında şehrin ana kapısındayız. Ana girişte aynı zamanda Temple of Sun olan tapınak alanlarını da görüyoruz, burada evler, tapınaklar hiç kerpiç veya başka inşaat ve benzeri yapı malzemesi kullanılmadan sadece taşlar yan yana sıkı biçimde dizilmek suretiyle yapılmış ve bu bölgedeki yapılar depreme de son derece dayanıklı sadece Sacred Temple’da sergilenen bir grup yapı şehirde yıllar içinde olan depremlerden etkilenmiş. Bu taşların nasıl buraya getirildiği ise hala çözülmemiş bir gizem. Şehrin içinde görülmesi gereken yerler birbirine yakın mesafede. Three Windows denen 3 pencereli geniş alanda gün doğumu çok güzel yakalanıyormuş, gene biraz yukarı çıkarak gördüğümüz ayrı bir kocaman kaya parçası intihuatana’da ekinoksu tam olarak ortaya koyan doğal göstergeler adeta. Buradan İnkaların gökbilimle yakından ilgilendiklerini anlıyoruz. Manzara her yerden apayrı güzel, foto çekmeye, etrafa bakmaya doyamıyoruz. Ve tabiki mekana dağılmış olan lamalar. Alpaka görmeyi de çok arzu ediyoruz ama bugün lamalar günü. Hele ki bir tanesi oldukça evcimen, muz kabuğu ile oyun yapan bir turist kızın sağından solundan poz vermeyi ihmal etmiyor.
![]() |
| Huayna Picchu |
Sonrasında Sacred Rock denilen kocaman kutsal bir kayayı görüyoruz ve karşımıza Huayna Picchu gişesi çıkıyor, daha profesyonel ve idmanlı Machu Picchu severler bu dağa da tırmanıyor, Machu Pichu'ya göre çok daha dik tırmanışlı profesyonel bir deneyim isteyen bir yol burası. Huayna Picchu üzerinde tırmanışa geçenlerin minik silüetlerini de bulunduğumuz noktadan takip ediyor ve sonrasında Urban Sector alanında biraz soluklanıyoruz. Şimdi sırada ve son olarak Temple of Condor var, aslında burada akbaba şeklinde bir taş olduğu söyleniyor ama biz çok da benzetemiyoruz. Ve Machu Picchu’yu hayatımızdaki önemli bir gezi başlığı olarak görkemli biçimde yerleştirerek 12’ye doğru alanı terk ediyoruz. Burada sabah 6-12 ve öğlen 12-6 olmak üzere sabah ve öğleden sonra grupları var her grup için 2500 kişi sınırı koymuşlar ki alanın doğal yapısı fazla turist akını sayısı ile tahrip olma riski yaşamasın. Bu gerçekten de mantıklı bir çözüm çünkü turistik dönemde gittiğimiz için ne kadar kalabalık olabileceğine şahit oluyoruz.
Alan çıkışı önce pasaportumuza unutulmaz bir hatıra olarak Machu Picchu damgasını basıyor ve sabah bindiğimiz otobüslerin dönüş seferi kuyruğuna giriyoruz bu sefer. gizemli ve bir o kadar etkileyici bu şehri arkamızda bırakarak Aguas Calientes’de tren saatimizin gelmesini bekliyoruz. 3 saatlik tren yolculuğu sonunda Cusco’ya dönüyoruz. Bir sonraki günün planı Sacred Valley.
6 Temmuz 2018
4. GÜN
Bugün Machu Picchu’nun tadı damağımızda kalsa da bu büyülü ülkede bulunduğumuz her günü dolu dolu geçirmek istiyoruz. Sacred Valley turuna başlıyoruz erken saatte. İlk durağımız pazarları ve taraçalı tarım alanları ile meşhur Pisac. Pazarları haftanın Pazar günlerinde daha renkli ve kalabalık olduğundan ve günlerden Pazar olmadığı için sadece yol üstündeki pazarcı teyzelerden incik boncuk süsler bakabiliyoruz. Burada tesadüf Machu Picchu’da karşımıza bir türlü çıkmayan, şirinliği sebebiyle görmeyi çok arzu ettiğimiz bebek alpakayı Perulu bir teyze süsleyip püsleyip sergiliyor. Biz de ufak bir bahşiş karşılığında hem alpakayı seviyor, okşuyor hem de alpaka ile foto çektiriyoruz:)
Burada Pisac merkezde gümüş yapımını yerel atölyelerde izliyoruz, doğal deniz taşlarından süslenmiş gümüşler gerçekten çok zevkli. Cusco’nun renkli bayrağını da temsilen renkli taşlardan bir yüzük almadan edemiyorum. Yol üstünde güzel dağlık doğa manzaralı bir seyir noktasında duruyoruz. Burası Mirador Taray. Ve işi farklılığı ve yüksekliğe göre ekim biçiminin de patatesten mısıra kadar değiştiği tarım taraçalarını görüyoruz, gerçekten hiç böyle kat kat yeşil taracalar önceden gördüğümüz manzaralar değil, bu taraçaların daha üst kısmında da gözetleme kulübeleri yapılmış ki burada yapılan tarıma dışarıdan gelebilecek tehlikeleri engelleyebilsin diye. Aynı zamanda bu bölgenin en büyük kaya mezarlığını da görüp gözetleme kulübelerinin olduğu kale bölgesine tırmanıyoruz. Her ne kadar irtifaya alışmış gibi olsak da hafif yokuşlarda nefes nefese kalmamız aslında halen irtifaya adapte sürecinde olduğumuzu gösteriyor. Kalenin zirvesinden de Pisac’ın taraçalarını kuşbakışı görüp öğle yemeğine geçiyoruz. Fonda pan flüt ve mandolin eşliğinde canlı müzik ve leziz Peru yemeklerinden tadıyoruz. Burada yerel gruplar hem restoranları gezip müziklerini icra ediyor, insanları eğlendiriyor, hem bahşiş toplayıp kendi albümlerinin de reklamını yapmış oluyorlar, daha sonra benzer hatta daha profesyonel müzik yapan bir grup Puno’daki restoranda karşımıza çıkacak.
![]() |
| Ollantaytambo |
Öğle yemeği ardından sırada şirin, arnavut kaldırımlı şehir Ollantaytambo var, burada da askeri ve şehrin korunması amaçlı inşa edildiği düşünülen koca koca taş taracalar var. Tam tarihi antik kalıntıların karşısındaki dağda ise ulak kaleleri var. İnkalılar bu tarz ulakları bir haberin yayılmasında çok kullanırlarmış o nedenle birçok yerde onların kalelerini/yapılarını görmek mümkün, şehir halkı önemli haberlere ya da yöneticiler diğer şehirlerden gelen siyasi, yönetimsel haberlere bu ulaklar yardımı ile ulaşıyormuş. Ollan da (yerlilerin deyişi ile) oldukça güzel sadece yüksekte olduğumuzdan oldukça rüzgarlı. Burayı tamamladıktan sonra Sacred Valley türünün son halkası olan Chincero’dayız.
Burada yükseklik Cusco’yu da geçerek 3800 metreyi buluyor. Yol üstünde küçük şirin gölleri var bu bölgenin.Burada asıl özgün olan aktivite alpaka yününden nasıl kazak örüldüğüne dair süreci anlatan atölyelere gitmemiz oluyor. Gene yöresel giyinen Perulu genç kızlar bu süreci bizlere canlı canlı anlatıyorlar. Önce buranın organik sabunları suyun içine rendeleniyor sonra alpaka yünü bu sabunlu sıcak suda yıkanıyor, gerçekten bu organik sabunlar kirli alpaka yünlerini bembeyaz hale getirebiliyor. Sonra bu alpaka yünlü sabunlu şu güveç gibi toprak tencerelerde kaynatılıyor, bu esnada tamamen doğal otlar kullanılarak yüne istenilen renk verilebiliyor. Örneğin mor renk mor mısırdan elde ediliyor. Hatta kimi otlardan çıkan renkler birleştirilince öyle bir bileşim ortaya çıkıyor ki yöre kadınları bunu ruj olarak kullanıyorlarmış. Bu bilgilendirici turun sonrası bu şirin Perulu kızlar ürünlerini satmaya çalışıyorlar bizlere. Bebek alpaka yünü, yetişkin alpaka yününe göre çok daha kıymetli, örneğin 50 sole yetişkin alpaka kazağı alınabilirken, bebek alpakada bu fiyat 300,400 sole kadar çıkıyor. Chincero’da son durağımız tarihi önemi olan, içinde türlü türlü çiçek motiflerinin olduğu bir kilise. Buradan ve benzer şekilde Temple of Sun gezimizden çıkardığımız sonuç Katolik Perulular kiliselerinde model insan kullanmayı, kiliselerde sergilenen din büyüklerinin heykellerin yanına ufak oyuncak hayvanlar koymayı, modelleri renkli renkli süslemeyi seviyorlar. Ülkede geniş bir renk çeşitliliği olduğunu sokaklarda rengarenk giyinen kadınlardan anlamak da mümkün, adeta burası renkler ülkesi. Ve Chincero sonrası turumuzu tamamlayarak Cusco’ya dönüyoruz.
7 Temmuz 2018
5.GÜN
![]() |
| Maras |
Bugün Moray-Maras yolundayız. Buraya gidiş yolumuz gene Chincero’dan geçtiği için bugünkü turumuz da başka bir Perulu örgücü genç kızların atölyesine götürüyor. Böylece farklı atölyelerde alpaka yününden nasıl kazak yapılıyor görmüş oluyoruz. Ve bir tarım laboratuarı olarak düşünülen Moray’dayız. Burası tarım yapılmakta olan iç içe geçmiş yeşil halkalardan oluşun tarım arazileri, bu halkalardan her birinde farklı bir tarım ürünü ekiliyormuş. Halkaların farklı yüksekliği farklı tarım ürünlerini ekmeyi elverişli hale getiriyormuş. Bu halkalı tarım yapılarından 3 tane var bu bölgede. Oldukça estetik bir görüntüsü de var Moray'ın. Sadece Moray alanı değil çevrede kar örtülü dağ zirveleri de müthiş manzaralar vaat ediyor. Ve Maras tuz madeninindeyiz, Pamukkale’yi andırır bir havası var. Maras tuz taraçalarından oluşuyor, çevreden gelen sıcak tuzlu su-aslında yeraltından gelen şifalı kaplıca suyu da diyebiliriz- bu oluşumu ortaya çıkarmış. Tuz taraçalarının içine sadece çalışanlar girebiliyor. Manzara oldukça sıradışı kat kat oluşan tuz gölcükleri.
![]() |
| Moray |
![]() |
| San Blas |
![]() |
| 12 Cornered Stone |
Turun ardından entellektüel, bohem havanın solunduğu San Blas’a geçiyoruz. Yol üstünde 12 Cornered Stone’u görmüş oluyoruz. Bu da aynı Machu Picchu'daki yapılar benzeri kerpiç ve benzeri inşaat malzemesi kullanılmadan yapılan taş sıralarından oluşan bir duvar. Kayaların arasından bıçak sokmanın dahi mümkün olmadığını öğreniyoruz. San Blas oldukça yüksekte kalan merdivenlerle tırmanalınan, mavi kapıları, pencere pervazları ve beyaz kerpiç evleri ile kıyı semtlerini hatırlatıyor bize. Burada gene önceden ismini duyduğumuz restoran Pachapapa’da Ali buranın yöresel et yemeği Lomo Soltado yiyor, ben de quinolai sebze yemeğini gene mor mısır, üzüm vs meyvelerden yapılan taze meyve suyu ile tamamlıyorum. San Blas’ta biraz dolanıp bu sefer Hatunrumiyaq köşesindeki 12 Cornered Stone’un akşam manzarasını görüntülüyoruz. Bu çevrede zevkli, butik cafeler, hediyelik eşyacılar, yüncüler mevcut. Perulular’ın çok fazla bayramı, seramonisi olduğu için ve Katolik adetlerini de uyguladıkları için küçüklü büyüklü kutucuklara minyatür insan figürlerini oturutuyorlar ve o etkinliği küçük minyatür yapı içerisinde resmediyorlar. Oldukça zevkli ve orijinal olan bu süslemelerden satın alamasak da bol bol fotolarını çekiyoruz.
8 Temmuz 2018
6. GÜN
![]() |
| Painel de Juan Bravo |
Bugün akşam Puno’daki Titicaca gölü turumuz var ama akşam 9’da başlayacağı için gün boyu Cusco’dayız. Bugün Cusco’da Öğretmenler günü imiş, öyle olunca San Francisco meydanında kutlamalara şahit oluyoruz. Zaten o kadar fazla kutlaması olan ve kutlamayı da bir o kadar seven bir halk ki buraya geldiğimizin ikinci gününde sabah erken başlayan top patlamalarından ilkten irkiliyoruz ama aslında bu top patlamaları sadece kutlama amaçlı imiş. Bu kutlamalara şahit olduktan sonra Av. De Sol yoluna düşüyoruz çünkü bu yolun sonunda hem Juan Bravo isimli mural sanatçısının İnka tarihini anlatan renkli sokak graffitilerini görmeyi hem de Artesanal isimli giysi, sus eşyası pazarını ziyaret etmeyi hedefliyoruz. Artesanal karşısında da tepesine Maya güneş figürünün konduğu rengarenk bir yapıt var hatta burada Cusco’nun coğrafi olarak şeklinin benzetildiği Puma figürü de mevcut. Burada da foto çektikten sonra Artesanal’ı gezmeye başlıyoruz.
![]() |
| Ogretmenler Gunu :) |

Cusco soğuğundan korunmak için alpaka yününden bir kazak alma hedefim var. Kendi ördüğü el örgüsü ürünleri satan bir teyzeden bir hırka alıyorum lakin tam son bir defa hırkaya göz gezdirirken birçok yerinden iplikciklerin çıktığını, gelişigüzel örüldüğünü fark ediyorum ve teyzenin ‘aaa amigo,aa amigo’ diye feryatları olsa da ürünü iade ediyorum. Burada çantalardan küçük halılara, kıyafetlerden anahtarlara birçok hediyelik var ama o kadar kaliteli değil ne yazık ki. Yani aslında Cusco’da hediyelik eşya veya hatıra bir ürün bulmak çok zor değil ama zarif ve kaliteli bulmak bir nebze yorucu. Artesanal’den sadece Pisac gümüşcusünden aldığım yüzüğü tamamlamak adına bu bölgeye özgü doğa ana sembolü olan Pachamama figürlü bir gümüş kolye üçü alıyorum. Burada ufak bir Kayserili olmak işten bile değil. Çünkü buradaki esnaf pazarlığa çok açık, hatta siz bir şey söylemeden sizin için şu fiyat olsun diyerek kırıyorlar fiyati. nedenle pazarlık yapmaktan çıkmak pek mümkün değil bu tip pazarlardan: ) Bu pazardan kazak hüsranı ile dönüyor yolda bir de Feria Artesanal’ine uğruyoruz. Kazak almam elzem hale geliyor çünkü akşam yolculuğumuz olacak ve önümüzdeki her 2 gün ve gece için de sıcaklığın üşütmeye devam edeceği açık. Ve biz tedbirsiz bir biçimde sonbahar kıyafetlerimizi getirmiş bulunduk bu bölgeye. Güney yarımkürede olduğumuzu ve burada kış mevsiminin yaşanmakta olduğunu unutmamamız gerekiyordu. Neyse ki Feria Artesanal’inde kazağım beni bekliyor. Oldukça severek bebek alpaka-alpaka karması bir kazağı pazarlık sonrası 72 sol’e alıyorum ve sonrasında Titicaca günü ve soğuk Cusço sokaklarında kurtarıcım oluyor kendisi. Yol üstünde gene ışıl ışıl Temple of Sun karşımıza çıkıyor, burayı tekrar fotoladıktan sonra yan sokaklardan gene bebek alpakaları süsleyip püsleyen Cusco teyzeleri karşımıza çıkıyor, uzaktan bize sesleniyorlar foto çektirmek için. Biz onları fotolamakla yetiniyoruz bol bol, bebek alpakaların küçük otları yemeleri adeta spaghetti yercesine çok sevimli geliyor bize. Günümüz akşam 9’a kadar uzun olduğu için San Blas tarafındaki cafelerden birinden kahvemizi alıp buradaki banklarda oturup quinalı çikolatalarımızı yiyerek kahvelerimizi yudumluyoruz, bu esnada yan taraftaki Coca müzesinin free günü olduğunu görüyor kendimizi orada buluyoruz. Küçük ama bilgilendirici bir müze. Bir yanaklarına coca bitkisini doldurmuş büstler dikkatimiz çekiyor. Coca yaprağının konduğu çömleklerin bile ayrı ayrı isimleri var. Devamında sokaklarda gezinmeye, özgün hediyelik dükkanlarına girip çıkmaya devam ediyoruz. Akşam ise gene bir Peru mutfağındayız, bu sefer ben Lomo Soltado tadıyorum ortaya gelen otlu buraya özgü olan ekmekle birlikte. Ve coca çayı ile tamamlıyorum akşam yemeğini. Yaprakları adeta adaçayı içer gibi bir hava veriyor, tadı da ada çayına benzemiyor değil. Ve akşam 9 itibariyle Titicaca türünü yapacak Peru Hop turizmin kendi terminaline gidiyoruz, birçok backpacker gençliği ile birlikteyiz bu son turumuzda. Bu turda ilk kez İspanyolca dil hakimiyetinden İngilizceye dönüyoruz, turda İngiliz ve Amerikalı çok. İki katlı otobüsle Puno’ya doğru 5 saatlik gece yolculuğumuz başlıyor.
9 Temmuz 2018
İki katlı Peruhop otobüsünden sabaha karşı bir transfer aracına binerek ara durağımız olan hostele geliyoruz. Bu hostelde kimi backpackercilar düş almaya, kimisi de yerleşmeye koyuluyor. Hostelin küçük kasvetli atmosferinde küçük bir kahvaltı alanında vasat kahvaltımızı alıp, Titicaca türünün kalkacağı Titicaca limanına geçiyoruz. İlk olarak sazlardan oluşan Reed İsland’a gidiyoruz. Burada yerli yaşayan Ur halkı kamışlardan yapılan evlerde yaşıyor, gelen turistlere sattıkları hediyeliklerle geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Onlarınki de tam anlamıyla bir hayat mücadelesi aslında. Bu adalar aslında şu an yok olmak, gole gömülmek üzere, ada sakinleri tarafından korunmaya çalışılıyor, dibindeki toprağın üstüne bu sazlarla örtmek suretiyle ada toprakları dolduruluyor, aslında burası doldurma bir ada.Zaten adaya ilk adım attığınızda aslında bir toprak parçası üzerinde değil de, sallanan yaylı bir yatakta olduğunuz hissine kapılıyorsunuz. Sazların arasında her adımımızda bu his devam ediyor. Titicaca dünyanın en yüksek rakımlı golü, suyu tuzlu olmadığından ada halkları tarafından günlük kullanım için çok tercih edilmiyor. Adada turistleri Mercedes ismini verdikleri saman kayıklarda gezdirme turları da düzenliyorlar. Biz de bu tura katılıyoruz.
![]() |
| Reed ısland |
![]() |
| Taquile Island |
Cusco dönüşü sonrası büyülü ülke Peru gezimiz sona eriyor. Başta Machu Picchu olmak üzere bu ülke hem sunduğu doğal görsellikle, verimli ve bir o kadar da gizemli tarım toprakları ile egzotik Peru müzikleri eşliğindeki mistik İnka hikayeleri ile hafızalarımıza kazınıyor. BU gizemli ülke insan hayatında en az bir defa görülmeyi fazlasıyla hak ediyor.

































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder